<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288</id><updated>2012-02-04T23:06:35.372+01:00</updated><category term='Telekomünikasyon'/><category term='Teknoloji-Genel'/><category term='Atçılık ve Binicilik'/><category term='Politik'/><category term='Genel'/><category term='Gezi-Macera'/><title type='text'>Ender Erbey - Personal blog</title><subtitle type='html'>Okuduklarım, gördüklerim, duyduklarım, yaşadıklarım, düşündüklerim ...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>37</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-8536759309662253301</id><published>2011-10-28T17:21:00.000+02:00</published><updated>2011-10-28T17:34:32.010+02:00</updated><title type='text'>17 Ağustos Saldırısının Gerçek Yüzü</title><content type='html'>Son zamanlarda ordu HPG(PKK'nın silahlı kanadı) saldırılarında çok kayıp verdi. İnsanlar hergün gelen şehit haberlerine isyan eder hale geldi. Hep sorduğumuz soru nasıl bu kadar çok kayıp veriliyor? Bir şeylerin ters gittiğinin herkes farkında ama elde net bir bilgi yok. Uzun bir süre de insanlar askerin işine burnunu sokmamayı tercih ettiği için orada olup bitenler bir muamma olarak kaldı. Ama son zamanlarda sızan bigiler, heron skandalı, karakol baskını görüntüleri, emekli Genelkurmay başkanının ses kayıtları derken insanlar şok edici gerçeklerle karşı karşıya kaldı. Tüm bu yayınların orduyu yıprattığını iddia edenler var. Yanlışlarla yüzleşmeden onları nasıl düzeltebiliriz ki? Görünen o ki 17 Ağustos 2011'de 11 asker ve bir korucunun şehit düştüğü 14 askerin yaralandığı saldırı ile ilgili gerçekler de bize nelerin yanlış gittiğini anlamak açısından yardımcı olacak nitelikteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Ağustos saldrısını PKK tamamen kayda almış. Tamamen derken bölgedeki konvoyları seyir halinde iken çekmeye başlamışlar ve çekimler saldırı sonrası yararlılar ve şehitler ambulanslara konana kadar devam etmiş. HPG aslında TSK için bir eğitim videosu kaydetmiş. Genelkurmay bu görüntüleri alır eğitimlerde kullanır umarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu saldırı birkaç yönden önemli idi. Birinicisi ve en önemlisi tabii ki şehit sayısı. İkinicisi hafızalara kazınan darmadağan olmuş zırhlı aracın görüntüsü. Üçüncüsü saldırı ile iligili bilgi kirliliği. Konvoy mu saldırıya uğradı yoksa sonradan giden takviye kuvvet mi o muallakta kaldı. Genelkurmay konvoya saldırı düzenlendi dedi sadece. Basın hain saldırı, kalleş saldırı basma kalıp ifadeleri ile olayı geçiştirdi ama işin iç yüzü ile ilgilenmedi. Bizim "Askerler mayına dayanıklı olmayan BTRlerle mi taşınıyor?" sorularımız havada kaldı. Geriye bir tek BTR-80'nin dağılmış halinin görüntüsü kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saldırıya uğrayan konvoyda o BTR-80 yokmuş. Konvoy mayına dayanıklı zırhlı araçlardan (görüntülerden anlaşılan Kirpi) oluşan bir konvoya düzenlenmiş. İçindeki askerler sıradan ere benzemiyorlar. Muhtemelen özel harekat. İlk dikkati çeken konvoyun önündeki ilk iki araç mayına denk gelmeden geçtikten sonra olay yerini terk ediyorlar. Durmuyorlar bile. Saldırıya uğrayan iki araç ve gerisindekileri orada bırakıp gidiyorlar. Araçlardan biri takla atıp ters dönüyor diğeri ise devre dışı kalıyor ama hasar gözükmüyor. Gariplikler zinciri ise buradan itibaren başlıyor. Ters dönen araçtaki askerler araçtan çıkıp kendilerini yolun kenarına atıyorlar. Korunaklı bir yer aramıyorlar, diğer zrhlıların arkasına saklanmıyorlar. Korumasızca yol kenarından duruyorlar. O ana kadar ciddi bir kayıp verildiğini zannetmiyorum. Tabii zırhlı araçtakiler kemerler takılı oturuyordular ise! Çünkü o araçlarda gözüken bir hasar yok sonrasında da içindekiler sapasağlam dışarı çıkıyorlar zaten. Sonuçta gerçekten zırhlı araçlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk patlama sonrası manzarayı tarif edelim. Tüm araçlar hareketsiz. Sadece mayına denk gelenler değil diğer iki araç da. Ters dönen &amp;nbsp;araçtan çıkan askerler kısa bir süre sağa sola koşturmanın ardından yol kenarında açık alana yatıyorlar. Yolun iki tarafından gelebilecek saldıralara karşı en ufak bir korumaları yok. Diğer araçlar muhtemelen başka mayınlar olabilir ihitmali ile hareketsiz kalıyorlar. Açıktaki askerleri korumaya alan yok. Yol dağların arasından geçiyor. Açıktaki askerler öyle bir yerde duruyorlar ki yukarıdan taş atsalar taşların hedefi olup ölebilirler. Ve patlamadan hemen sonra silah sesleri duyuluyor. Diğer araçlarda hala bir hareketlenme yok. Halbuki öndeki araç diğeleri gibi korumalı değil. Ardından mayına denk gelmeyen araçlar roketlerle vuruluyorlar. O araçta kayıp veriliyor muhtemelen. Mermiler ise muhtemelen açıktaki askerlerin üzerine yağıyorlar. Askerler yolun bir tarafındaki yukarıdakilerden korunmak için kayaların altına sığınmaya çalışırlar iken sırtları tamamen kameraya dönük. Kamera öyle uzak bir yerde değil. Yolun karşı tarafındaki tepedeler. Bir roket yada keskin nişancı ile askerleri kolaylıkla vurabilirler. Ardından o askerlerin dibinde bomba patlıyor. Bir süre sonra başka askerler de araçlardan çıkıp aynı yöne yol kenarına mevzileniyorlar. Hepsinin sırtı kameraya dönük. Hepsi kameranın olduğu yerden yapılabilecek bir saldırıya karşı tamamen korumasızlar. Kamera bir sağlam zırhlıları &amp;nbsp;gösteriyor bir de yol kenarından açıkta yatmış askerleri.Saldırı bitiyor. Helikopter geliyor ama yolun karşı tepesindekiler çekime devam ediyorlar. Belli ki takviye gelince yaşanacak rezaleti bekliyorlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir süre sonra bir köpek gözüküyor. Muhtemelen mayın taraması için getirilmiş. Ambulans falan da geliyor. Ve en garip olaylardan birincisi o aşamada yaşanıyor. İki asker tamamen korumasız, köpek ile yol kenarında yürürken mayına basıyorlar. Bir mayın daha patlamış oluyor. Askerlerden birisi kesin ağır yaralanıyor ve muhtemelen sonrasında öldü. Helikopterler PKK kamerasının üzerinden geçiyorlar. Onları orada farkeden yok. Olay yerine takviye güçler ve ambulanslar geliyor. PKKlılar hepsini yukarından izliyorlar. Bu arada etrafı gözetleyen, eli tetikte asker gözükmüyor. PKKlıların kaçtığını düşünüyorlar herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken en büyük skandal o sıralarda gerçekleşiyor. Bizim fotoğraflarda görüdüğümüz parçalanan BTR-80 geliyor. Yavaşça yolun bayağı bir kenarında ilerliyor ve hemen yanında bir er araçla beraber yürüyor. Bu ne anlama geliyor ben anlayamadım. Mayın taraması olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Ve o zırhlı mayına denk geliyor. Aracın yanında yürüyen er yok oluyor resmen. Araç da parçalanarak ters dönüyor. Evet o bizim gördüğümüz mayına dayanıklı olmadığı bilinen BTR-80 ve yanındaki er daha biraz önce yolun diğer tarafında mayın patlamışken o mayının üzerine yani ölüme göz göre göre gidiyorlar. BTR'nin içinde kaç kişi vardı bilmiyoruz ama en çok kayıp muhtemelen burada yaşanıyor. Ve ardından yine yol kenarında iki asker mayına &amp;nbsp;basıyor biri yaralanıyor. Haberlerde bahsedilen dört mayın patlamasından üçünde askerler üzerlerinde koruma ellerinde detektör olmamasına rağmen mayının yani ölümün üzerine yürüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrası mı? Beş kişi bir ceset torbasının başında şehitin parçalarını topluyorlar. Ortalık E5 de kaza olmuş gibi. PKK tepelerinde çekim yapıyor etrafta güvenlik önlemi adına bir şey yok. Oradaki kalabalığın hayatı Allah'a emanet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir rezillik olabilir mi? Bu olay kayıtlara, raporlara nasıl geçti? Bu yaşananların hesabı kime soruldu? Hükümet bu olanlardan haberdar mı? Haberdarsalar ne yaptılar? Bilmiyoruz. Tek bilebildiğimiz Mehmetçik işte böyle harcanıyor. Hala televizyonlarda yol kenarlarında korumasız tedbirsiz yol taraması yapan Mehmetçik görüntülerine rastlıyoruz. Kaçının sonu böyle oldu bilmiyoruz. Bu görünütülerde olup biten TSK'ya zerre kadar yakışmıyor. Açıkçası ordunun savaş kabiliyetleri açısından da endişe uyandırıyor. Görüntülere PKK propagandası deyip geçemeyiz. Oradaki kaosun içinde olan bizim askerimiz. Sorumluları emir komuta zincirindeki tüm üstleri. Bir değil iki değil, bunlar defalarca oldu ve olmaya devam ediyor. Bir ordu yaşadığı tecrübeler ile daha iyiye gidemeyip aynı hataları defalarca tekrarlıyorsa burada bir sorun yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-8536759309662253301?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/8536759309662253301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=8536759309662253301&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/8536759309662253301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/8536759309662253301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2011/10/17-agustos-saldrsnn-gercek-yuzu.html' title='17 Ağustos Saldırısının Gerçek Yüzü'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-7607233127432747533</id><published>2011-03-21T17:39:00.020+01:00</published><updated>2011-03-21T22:27:35.617+01:00</updated><title type='text'>Türkiye'nin Nükleer Enerji Geleceği</title><content type='html'>Akkuyu'da kurulacak Nükleer Santralin durumunun netleşmesi ile birlikte nükleer enerji kullanımı ile ilgili tartışmalar artmıştı. Fukushima'da nükleer bir felaketin eşiğine gelinmesi tartışmaları birden alevlendirdi. Gerçi nükleer enerjinin güvenirliğini sorgulamak için Pasifik okyanusuna kadar gitmemize de gerek yok aslında. Çernobil'de yaşanan felaket halen unutulmuş değil. Unutulmuyor çünkü Karadeniz bölgesinde Çernobil faciası ile ilişkilendirilen  şüpheli derecede artış gösteren kanser vakaları bugün de can yakmakta. Ortada bir tartışma var ama tartışmanın sağlıklı bir zeminde yürüdüğü şüpheli. Bu tartışmanın yürütülmesi için gerekli çok yönlü bilgi bir yana çoğu tartışma zerre kadar sağlıklı bilgiye dayanmaksızın uzayıp gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye'de nükleer enerji ile ilgili tartışmaların sağlıksız bir zeminde yürümelerinin aşikar olduğumuz ve aşikar olmadığımız için gözden kaçırdığımız sebepleri var. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aşikar olduğumuz sebepler:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;İnsanımızın bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olması ve tartışmaların somut bilgiler yerine slogalanlar üzerinden yürütülmesi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yaklaşan seçimlerle birlikte konunun siyasi çekişmelere malzeme olmuş olması&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Çevreci örgütlerden kaynaklanan dezenformasyon&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yanıbaşımızda yaşanmış bir nükleer kaza ve onun sonuçlarının neden olduğu duygusal yaklaşımlar&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Türkiye'nin genel olarak enerji politikaları hiçbir zaman yeteri kadar sorgulanıp tartışılmadan birden kendimizi nükleer tartışmasının içinde bulmamız&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Gözden kaçırılan sebep ise pek dillendirilmese de bazı çevrelerin Türkiye'nin nükleer yakıt üretecek seviyeye gelmesinden son derece rahatsız olmaları ve bu çevrelerin de profesyonelce bir dezenformasyon kampanyası yürütüyor olma ihtimalleri.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tartışmalara biraz katkı sağlamak açısından elde ettiğim bazı somut bilgileri paylaşmak istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Genel Olarak Türkiye'nin Enerji Politikaları&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçmişe baktığımızda Türkiye'nin enerji üretimi konusunda kimi dönemlerde çok kritik ve doğru adımlar attığını kimi dönemlerde ise büyük bir savrulma yaşadığını görüyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye'nin geçmişindeki en önemli olumlu hamlelerinden birisi Hidroelektrik santral (HES) lerdir. Türkiye uzun yıllar enerji ihtiyacının büyük kısmını çevreye zararları ve riskleri göreceli olarak az olan hidroelektrik santraller ile sağladı. Hidroelektrik santrallerin en büyük özellikleri dışarıya bağımlı hammade ihtiyacı olmaksızın elektrik üretmeleriydi. 1998 yılına gelindiğinde halen enerji üretimimizin yarısı hidroelektrik santrallerden sağlanmaktaydı. Gerek hidroelektrik santrallerde belli bir doyuma ulaşılması hem de 90'lı yıllarda enerji politikalarında yaşanan savrukluk nedeniyle bu oran hızla gerileyerek %30'lara geldi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye'nin geçmişindeki en önemli sorunlu hamlelerden birisi ise doğalgaz ile çalışan termik santrallerin enerji üretiminde oranının artırılması olmuştur. 90'lı yıllarda  hem doğalgaz alımında hem de santral işletmecileri ile akıl almaz imtiyazlı sözleşmeler imzalanmıştı. O dönemlerde sık sık elektrik kesintilerine gidilirken bir yandan da Türkiye'nin büyük bir enerji darboğazında olduğu yönünde kampanyalar yürütülmüştür. Sonuç olarak Türkiye tamamen dışarından gelen doğalgaza bağımlı hale gelmiştir. Bu sayede bugün Türkiye enerji üretiminde kullanılan hammaddede %90 oranında dışarıya bağımlıdır. Bu durum hızla kalkınan bir ülke için devamlı bir tehdit ve dış politika açısından yumuşak karın niteliğindedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Enerji politikaları konusunda bilinmesi gereken diğer bir önemli bir nokta ise enerji politikalarının uzun zaman dilimlerini içeren periyotlar halinde planlandığıdır. Yatırımların büyüklüğü de göz önüne alındığında hızlı ve ani manevra şansı pek yoktur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Enerji politikalarını anlamak açısından bir de yakın gelecekte bizi bekleyen tabloyu bilmekte fayda var. Enerji ihtiyacını artıran önemli faktörler kalkınma hızı ve nüfus artışıdır. Türkiye hem büyük bir kalkınma hamlesinin içerisindedir hem de nüfusu devamlı artış göstermektedir. Bu sebepten enerji ihtiyacı da katlamalı olarak artmaktadır. Örneğin Türkiye'nin elektrik enerjisi talep artışı bazı senelerde %7 -%8 gibi oranları bulmuştur. EPDK'nın bazı projeksiyonlarına bakıldığında önümüzdeki 10 yılda bu talep artışı yılda %6,4 - %8,4 gibi oranlarda gerçekleşecek. Bunlar yüksek oranlardır.  Bir başka deyişle Türkiye'nin 2005'de 25174 MW olan puant güç talebi 2015 yılında 47000MW  ile 56000MW arasında bir seviyeye ulaşacak. Bu talebin karşılanabilmesi için aynı hızda elektrik üretim kapasitesinin artırılması gerekmektedir. Rakamlar özetle bize şunu söylüyor Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan 2005 yılına kadar tesis ettiği elektrik üretim kapasitesi kadar bir kapasiteyi   2015'e kadar tesis etmesi gerekecektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki halihazırda HES'lerde önemli derecede doyuma ulaşılmışken ve doğalgazda yeterince riskli seviyede dışa bağımlı hale gelmişken bu nasıl olacak?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Elektrik Üretmi ile İlgili Seçeneklerimiz&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye'nin hammadde açısından bağımlı olmayacağı seçenekler HES'lerdir. Yeni HES kurulumları için yürütülen çalışmalar var. Ancak bunlar daha küçük çaplı HES'ler olacaklardır. Üstelik bunların çevreye zarar vereceği gerekçesiyle engellemeler de var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diğer bir seçenek ise kömürle çalışan termik santrallerdir. Kendi kömür rezervlerimiz olduğu için bu seçenek de dışarıya bağımlılığı azaltmak açısından caziptir ve bu tür santrallerin kurulumu için de çalışmalar var. Kömürle çalışan termik santrallerin  çevreye olan zararları eskiden beri bilinir. Örneğin SO2 gazının yağmur bulutları ile birleşmeleri ile birlikte asit yağmurlarına neden olmaları  ve de bu santrallerin sera etkisine büyük katkılarının olması. Bu sebepten bu santrallerin kurulumuna yönelik engelleme çalışmaları da var. &lt;b&gt;&lt;i&gt;Bir de bilinmesi gereken çok önemli bir konu nükleer santrallerde işler ters giderse radyoaktif sızıntı söz konusu iken kömürle çalışan termik santrallerin normal akışında radyoaktif sızıntı  söz konusu. Yakılan kömürün külleri etrafa ciddi seviyede radyoaktivite salar. Kömürün içeriğinde de belli oranlara uranyum ve toryum var.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğalgaz santralleri artık bir seçenek olmaktan çıkmıştır. Türkiye'yi tamamen dışa bağımlı hale getiren bu santraller Rusya, İran gibi ülkelere karşı durumumuzu zayıflatmaktadır. Üstelik doğalgaz fiyatlarının nerelere tırmanacağı meçhuldur. Bu santraller durması ve Türkiye'nin büyük bir enerji krizi yaşaması ihtimali vardır. Bu sebeplerden gelecek için bir seçenek oluşturmamaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yenilenebilir enerji kaynaklarından (rüzgar, güneş, jeotermal  v.s.) elektrik üretimi gelecek açısından çok önemlidir. Hem çevreye zararları azdır hem de hammadde bağımlılığı söz konusu değildir. Ancak temel sorun Türkiye bu teknolojilerin bırakın üretilmesinde kullanılmasında bile çok geri bir noktadadır. Eğer bugünden bu konu ciddi ele alınırsa diğer tüm seçenekleri devre dışı bırakabilecek potansiyele sahiptir. Ancak bu alandaki ivmelenme son derece az olduğu için durum çok parlak değildir. (Bu konuda en hızlı yol alan Almanya bile yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanan elektrik oranını %16'a çıkarabilmiştir.) Hükümetin bu konuda yeterince bilinçli davrandığı ise şüpheli . Burada en önemli nokta bu alandaki teknolojilerin halen çok pahalı olması ve yatırım maliyetlerinden dolayı ilk 10 yılda elektrik üretim maliyetlerinin de yüksek olması. Bu ekonomi açısından bir sorun teşkil edebilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son seçenek ise nükleer santraller. Teknolojisi bizde olmadığı için nükleer santrallerin de maliyetleri hiç az  değildir. Yatırım maliyeti yüksek olacağından üretilen elektrik de ucuz olmayacak. Örneğin ilk 15 yılda Akkuyu santralinin ürettiği elektriğin kilowatt saati 12.35 cent'den satın alınacak. Buna ucuz diyemeyiz. Nükleer santralin avantaj ve dezavantajlarını aşağıda daha detaylı ele alacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Nükleer Santraller ile İlgili Bazı Gerçekler&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncellikle dünya üzerinde sanıldığından çok daha fazla nükleer santral vardır. ABD, Japonya ve Fransa gibi ülkelerde elektriğin %50'den fazlası nükleer santrallerde üretilir. Türkiye'nin çok yakın civarında da aktif olan nükleer santraller mevcuttur. Ermenistan'daki santral bilinir ama Akkuyu'ya kurulacak santral ile aynı teknolojiye sahip bir santralin Bulgaristan'da aktif olarak çalıştığı pek bilinmez. Yani Türkiye'nin en yoğun nüfuslu bölgesi Marmara'ya çok yakın noktada aktif nükleer santral vardır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Özellikle yeni nesil nükleer santrallerde çok gelişmiş bir mühendislik kullanılır ve güvenlik çok üst seviyededir. Nükleer kazaların kökeninde de tamamen insan hatası söz konusudur. Örneğin Çernobil patlamamıştır adeta patlatılmıştır. Reaktörde patlama olması için bir değil bir sürü hata yapılarak neredeyse faciaya neden olunmuştur. Fukushima'ya baktığımızda ise geçmiş senelerde işletmecinin güvenlik sorunları ile ilgili raporları hasır altı ederek bu kazaya davetiye çıkardığını görüyoruz. Yani zannedildiği gibi suçlu Tsunami değil öncesinde ve sonrasında gerçekleşen insan hatalarıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nükleer teknoloji bir yönden havacılık teknolojisine benzer. Uçağın düşmesinden hepimiz korkarız. Çünkü bir uçak düştüğünde içindeki yolcuların genelde tamamı ölür. Ama istatistiklere bakıldığında uçak kazalarında ölüm oranları trafik kazalarında ölümlerin çok çok altındadır. Yani uçakla uçmak daha güvenlidir. Şaşırtıcı gelebilir ama istatistikler aynı şeyi nükleer santraller için de söylüyor. Terawatt saat başına düşen ölüm vakalarına bakıldığından 161 ölüm vakası ile kömürle çalışan termik santraller başı çekiyor. Doğalgaz santrallerinde ölü sayısı 4, HES lerde 1.4 (Banqiao'da yaşanan felaketten dolayı yüksek) nükleer de ise 0.04. Güneş enerjisi ile üretilen elektrik miktarı montaj aşamasında  yaşanan vakalar ile oranlandığında TWh başına ölüm 0.44 yani nükleerden yüksek. Duygusal etkiler altındaki algılamamızı bir kenara  bıraktığımızda istatistikler nükleer enerjideki riskin yönetilebilir olduğunu göstermekte.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Elbette istatistikler ne derse desin nükleer enerji demek dikensiz gül bahçesi demek değildir. Bir sızıntı olduğunda neden olduğu zarar çok uzun süre kalıcı olmaktadır. Nükleer yakıt atıkları çevre açısından çok büyük bir sorundur. Ancak tüm bu sorunların toplamı dahi modern dünyada karşı karşıya olduğumuz benzer risklerin yanında çok az oranda bir risk oluşturmaktadır. Sergilenen hasasiyetin yoğunluğu bu orana göre çok yüksek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye açısından nükleer enerjiyi ele alırken ise ihmaller ülkesi olduğumuzu ve bu alanda yeteri kadar yetişmiş elemanımız olmadığını hesaba katmamız gerekiyor. Ama bunlar da üstesinden gelinmeyecek sorunlar değil. Yeter ki gerekli hassasiyet gösterilsin. Belki de nükleer santral inşa edilmeli mi tartışması yerine enerjimizi biz bu riski yönetecek duruma nasıl geliriz tartışmasına da harcamalıyız. Her durumda dışarıdan ciddi insan kaynağı getirmemiz gerekecektir. Bu da aslında Türkiye'de gereki know-how'ın oluşması için iyi bir fırsattır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Çevreci  Anlayışın Yanılgısı&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çevrenin zarar görmesi hepimizin hayatını tehdit edeceğinden çevrenin korunmasına hepimiz hasassiyet göstermek durumundayız. Ancak çevreci grupların enerji üretimine yaklaşımını da iyi anlamamız gerekiyor. Çevreciler sadece nükleer santrallere karşı değiller. Onlar HES'lere de karşılar, termik santrallere de karşılar ve hatta rüzgar enerjisinden elektrik üretimine gürültü kirliliğinden dolayı, güneş enerjisine de PV panellerin yapısal özelliklerinden dolayı karşılar. Bize sundukları alternatif ise daha az enerjinin tüketildiği minimalist bir hayat tarzı. Peki kaçımız böyle bir hayat tarzının alıcısı? Kaç gelişmiş ülke bu yolda? Ve en önemlisi bu tür bir yaklaşım Türkiye'nin gerçekleri ile örtüşüyor mu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Perde Arkasındaki Gerçekler&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tartışmalar da pek yer almasa da batılı çevreler Türkiye'nin nükleer teknolojiye sahip olmasına sıcak bakmıyorlar. Çünkü herkes çok iyi biliyor ki sivil nükleer santrali olan bir ülke askeri amaçlı nükleer malzeme üretiminin çok uzağında değildir. Böyle bir anlayış Türkiye açısından stratejik olarak tehlikelidir. Ya herkes nükleer silahları hep beraber bırakmalı yada bir güç dengesi kurulmalı. Bir yandan bizi nükleer güç ile tehdit ederken diğer yandan bizim nükleer güce erişimimizin engellenmesi Türkiye'nin varlığına dönük bir tehdittir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İsrail ile yaşanan gerilimde ve perde arkasında yaşanan bir dizi başka saldırılarda Türkiye'yi nükleer enerjiden caydırma amacının olduğı ihtimali değerlendirilmekte. Bu tür bir misyonu olan odakların mevcut tartışmaları nasıl manupile ettiklerini de değerlendirmek gerekiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazı veriler de Türkiye'nin sistematik olarak nükleer teknolojiden uzak tutulduğunu gösteriyor. Örneğin TAEK'in pasif durumu  yada senelerce ülkede ciddi şekilde Uranyum aranmaması. (son yıllarda ciddi arama yapılınca sıfır olan rezervimiz 9000 tona çıktı!)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;Sonuç&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye nükleer teknolojinin uzağında kalamaz. Nükleer santral ise mevcut konjektürde bir ihtiyaç. Kısa zamanda elektrik üretim kapasitesini aynı seviyede artıracak bir alternatif yok. Bu konudaki engellemeler ise hiç masum gözükmemekte. Hem ülkenin kalkınmasını tehdit ediyor hem de ulusal güvenliği tehdit eden niyetler söz konusu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öte yandan nükleer santrallerin, yakıt üretiminin yada atıkların depolanmasının hiç şakası yok. En ufak bir ihmal felakete neden olabilir. Madem gelişmiş ülkeler gibi nükleer teknolojiye sahip olmak istiyoruz bu durumda kendimizi aşıp onlarla aynı hassasiyet seviyesine ulaşmamız gerekiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kurulacak bir iki nükleer santral acil ihtiyacımızı karşılayacaktır ama gelecek yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Bu konuyu yeterince ihmal ettik. Hükümet bu konuda hiç de ciddi gözükmüyor. Nükleersiz bir gelecek istiyorsak bir yandan da yenilenebilir enerji kaynakları konusunda somut olarak neler yapabiliriz bunları tartışmaya başlamamız gerekiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-7607233127432747533?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/7607233127432747533/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=7607233127432747533&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/7607233127432747533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/7607233127432747533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2011/03/turkiyenin-nukleer-enerji-gelecegi.html' title='Türkiye&apos;nin Nükleer Enerji Geleceği'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-469951091577840703</id><published>2010-10-22T21:40:00.017+02:00</published><updated>2010-10-27T14:20:01.466+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atçılık ve Binicilik'/><title type='text'>Binicilikte Yardımlar ve Atla İletişim</title><content type='html'>Binicilik eğitiminin temelini dresaj oluşturur.Sonrasında hangi disiplinde uzmanlaşılcağından bağımsız olarak binicinin dresajda belli bir seviyeye ulaşması gerekir. Bu ulaşılacak seviyenin ne olduğu konusunda fikir sahibi olan binici eğitimlerinde daha hızlı ilerleme sağlayacaktır. Aksi takdirde ise binici senelerce yerinde sayabilir. Bunun örneklerini de etrafımda görebiliyorum.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bütün o yardımlar, teknikler ve defalarca tekrar edilen eksersizlerle nereye varmaya çalıştığımızı anladığım ve ardından en önemlisi hissettiğim andan itibaren çalışmalarım çok verimli geçmeye başladı. O hissi yakalayabilmek bir eşik noktası adeta ve o noktayı aşabilmek garanti değil. Eğitmenler binicilerin duruş, oturuş ve yardımları tatbiklerini sabırla her seferinde düzeltirler ve doğrusunu anlatırlar ama o hissi binicilerin içine yerleştiremezler. Binici süreç içerisinde bunu kendi kendine kazanmak durumundadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben kendi yaşadığım süreçte bu konunun üzerine kafa yorarken olaya kendimce bir yorum getirdim. İşimiz gücümüz teknik işler olduğu için yorumum da teknik bir dile sahip.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Atın binicisine güvenip istenilenleri yapabilmesi için yardımlarla yönlendirilmeye ihtiyacı vardır. Ancak her baldır yardımı yada dizgin yardımı aynı etkiyi yapmaz. Peki fark nedir?  Yardımları sinyaller gibi görebiliriz. Eğer sinyaller temiz gelirse at da kendisinden ne istendiği konusunda net olacaktır. Eğer sinyaller parazitli geliyorsa kafası karışacak ve sinyalin kaynağına yani biniciye şüphe ile yaklaşacaktır. Bu durumda ise biniş birlikte çalışmak yerine birbiri ile mücadeleye dönüşecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birçok binici baldır ve dizgin yardımına yoğunlaşmaktadır. Hatta kamçı yardımından bile medet umar ama ağırlık yardımına gerekli önemi vermez. At ise tam tersine üstünde taşıdığı ağırlığın hareketlerine karşı oldukça hassastır. Düzgün bir oturuşa sahip olmayan ve dengesini tam sağlayamayan binicinin ağırlık merkezinin devamılı yer değiştirmesi ve olması gereken yerde olmaması en önemli parazit kaynaklarından birisidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Binicinin hareketlerine tam hakim olamaması nedeniyle baldırlarının düzenli yardım verememesi yada dizgin temasını bir türlü düzgün sağlayamaması da diğer parazit kaynaklarıdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sinyal çok fazla miktarda parazitle iletilmesi atın sinyalin ne olduğunu anlamakta zorlanmasına, anlamak için zorlanmasına ve de yanlış anlamasına neden olacaktır. Bu durumda sinyalin kaynağına karşı güvensizlik duyacak ve duyarsızlaşacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Binicinin asıl amacı ata tertemiz ve tam da atın algılayacağı frekanstan sinyal yollamayı başarabilmektir. Öncelikle duruş, denge, esneklik ve vücudunn hareketlerine tam hakimiyet gibi fiziksel kabiliyetler geliştirilerek büyük miktarda parazitin temizlenmesi mümkün olacaktır. Yardımların tam kararında ve düzenli verilmesi de sinyallerin temiz iletilmesini sağlayacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sinyaller bir kere temiz  gelmeye başladığında at ve binici için derin bir sessizlik ortamı oluşur. Bu sessizliğin içinde tek duyulan at ve binicinin birbirlerine yolladıkları sinyallerdir. İşte bu durumda binici ile at arasındaki iletişim kurulmuş demektir. İletişim bir kere kurulduğunda binici sinyal seviyesini düşürebilir. Çünkü manejde kaç kişi olursa olsun at ile binici arasındaki iletişimde tam bir sukunet hakimdir. Bu durumda at düşük seviyedeki sinyali dahi net bir şekilde algılayacaktır.  Dışarıdan bakıldığında binicinin yardımları belli belirsiz gözükecektir ancak tam bir uyum olduğu gözlemlenebilecektir.  Bu da zaten varılmak istenen ideal durumdur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-469951091577840703?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/469951091577840703/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=469951091577840703&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/469951091577840703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/469951091577840703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2010/10/binicilikte-yardmlar-ve-atla-iletisim.html' title='Binicilikte Yardımlar ve Atla İletişim'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-8442565635118937151</id><published>2010-10-07T09:14:00.019+02:00</published><updated>2010-10-07T23:36:48.455+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Politik'/><title type='text'>Önder Aytaç ve  Hanefi Avcı</title><content type='html'>Geçenlerde Habertürk TV'de "Olduğu Gibi" adlı programda Hanefi Avcı hakkındaki bir tartışmaya denk geldim. Daha doğrusu Twitter'da programda olan bitenleri konu alan "tweet" lere denk gelip kanalı açtım. Ortada çok kaliteli bir tartışma yoktu açıkcası. İlerleyen dakikalarda Önder Aytaç'ın konuşmaları benim için bardağı taşıran son damla oldu ve ben de bir "tweet" yazıverdim. "Tweet" i kendisinin konuşmalarını hem çelişkili hem de demogojiye yakın gördüğüm için yazmak ihtiyacı hissettim. Ama ölçüyü kaçırıp abartılı yazdım. Daha sonra kendisi "Twitter" da üşenmeyip sitemlerini iletti. Ben de kastı aşan kısmı ile ilgili özür diledim. Ama eleştirilerimin devam edeceğini de belirttim. Çünkü mesele şahıs olarak Önder Aytaç değil. Mesele onun yaklaşımı ile parallelik gösteren Avcı konusunda yürütülen kampanya ve kampanyaya temel olan sakat düşünce yapısının Ergenekon davasını da kısmen sakatlamış olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar konuşurken kendilerini ifade etmekte sorunlar yaşayabilirler. Konuşma esnasında söylenenler düşüncelerin ifadesi olmayabilirler. Ben de o yüzden Önder Aytaç'ın televizyon programında dediklerini bir yana bırakıp yazdıklarını esas alayım dedim. Zira Taraf gazetesinden  ayrılma sürecini tetikleyen de böyle ağzından çıkıveren bazı cümlelerdi. Ancak gördüm ki programda söyledikleri ile yazdıkları birbiri ile örtüşüyor. Bu tutarlılık da takdir edilmeli ama aynı zamanda yazdıklarına ve söylediklerine ciddi eleştiri getirmek de şart bu durumda. Bu vesileyle bizim gibi yazanların Avcı'nın avukatı gibi algılanmak pahasına niye böyle bir tavır aldığı biraz anlaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önder Aytaç Samanyolu Haber web sitesinde iki adet uzunc &lt;a href="http://www.samanyoluhaber.com/y_447670_onder-aytac-hanefi-avci-nurettin-veren-mi-ben-fethullah-gulen-mi-yada-tersi-mi.html"&gt;yazı&lt;/a&gt; yazmış konu hakkında. Yazılarda konuyu kendi adıma netleştirmek adına yeterince malzeme mevcut. Önder Aytaç'ın Hanefi Avcı ile eskiden gelen bir tanışıklığı var. Her ne kadar Önder Aytaç ben cemaatin içinde değilim dese de onun Hanefi Avcı ile olan ilişkisinin seyri cemaat ile Hanefi Avcı arasındaki ilişkinin seyri açısında model oluşturuyor. Yazılarda genel olarak işlenen fikir Hanefi Avcı'nın eskiden iyi adam olduğu sonradan bozulduğu yada onlara yakın ifade ile ayağının kaydığı. Önder Aytaç sorunun Hanefi Avcı'nın bozulması değilde cemaatin adam harcama konusunda sabıkalı sistematik aksaklıklarının olabileceğini ihtimal dahilinde tutmamış. Nedir o sistematik aksaklıklar? Dava uğruna insanın ve insani değerlerin es geçilmesi, amaçların araçları ne kadar meşrulaştıracağı konusunda ölçünün kaçırılması ve de zerre demokratik olmayan bir yapı ile demokrasi savaşına soyunup riya sınırına yaklaşılması aksaklıkların bir kısmı olarak sıralanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önder Aytaç'ın yazıları Hanefi Avcı'yı hedefe oturtmak için yazılmış. Bu niyete abartılı bir vurgu var. Ancak kendisinin sonuçta belli bir hakkaniyet anlayışı olduğundan ve kuyruklu yalanlarla yazı döşemediğinden yazıları Hanefi Avcı'nın görüşlerinin sağlaması sayılabilecek bir itirafname de olmuş. İşte ben de bu yazıda bu detayları alıntı yapıp yorumlayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önder Aytaç Hanefi Avcı'nın geçmişi ile ilgili birçok dolambaçlı cümle kurmuş ama hiçbiri onun meslek hayatına kara çalabilecek bir noktaya ulaşamıyor.Aksine Önder Aytaç'ın yazılarından Avcı'nın başarılı, dürüst ve ülkeye yararı dokunmuş bir polis olduğunu bir kere daha öğreniyoruz. Dikkate alınabilecek tek bir eleştiri var o da kariyer konusunda Hanefi Avcı'nın dediklerinin gerçeği yansıtmadığı. Bu kısmen doğru. Hanefi Avcı, kitapta yazılanlara da bakılırsa bu konuda kendi ile barışık değil. Belli fedakalıkların sonunda beklentilerinin olduğunu görmek istemiyor.Halbuki başarılı bir insanın bu tür beklentilerinin olması, kariyerini düşünmesi gayet doğal. Bu konuda kendi ile barışık olsa bu konuda kendisine ölçüsüzce hücum edenlere koz vermeyecekti. Ölçüsüz diyorum çünkü bu insanın zirveye giden bir yolda iken Susurluk davasında kendini kızağa aldırmayı göze alması bile onun kariyer düşkünü olmadığının açık delili. Bazı insanlar daha fazla hizmet etmek aşkı, dünyayı değiştirmek arzusu ile kariyer düşkünlüğü arasındaki ince çizgiyi göremiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önder Aytaç iki tane çok uzun yazısında Hanefi Avcı'nın kitabının içeriğini konu bile etmeden ağırlıklı olarak bu kitabı neden yazdığı ve nasıl yazdığı konusunu işlemiş. Bu yaklaşım Hanefi Avcı'ya karşı yürütülen sistematik kampanya ile birebir örtüşüyor. Madem Hanefi Avcı delilsiz sadece mantık yürüterek yazmış o zaman biri de çıksın mantık yoluyla ve hatta deliller ile bu fikirleri çürütsün. Bunu yapmaya hiç niyetleri yok. İçerik itina ile perdelenmek isteniyor. Mesela Önder Aytaç bu kadar uzun yazacağına açıkça hayır cemaatte polislerden sorumlu imamlar ve onların da imamları yoktur, ne polisler ne de varsayılan imamlar arasında istişare yapılmaz bunlar tamamen yalan diyebilirdi.Yada tamam bu insanların da manevi ihitiyaçları var o yüzden böyle bir yapı var ama buralarda bu insanların işleri ile ilgili bir tek konuşma olmaz diyebilirdi. Yada durum aynen kitapta denildiği gibidir ve ben uzman olarak emniyet teşkilatının  dışında parallel sivil bir hiyerarşinin olmasını normal buluyorum da diyebilirdi. Hiçbiri yok onun yerine muğlak ve dolambaçlı ifadeler ile ana konu geçiştirilip olay hemen Ergenokon davasına bağlanıp işin içinden çıkıveriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya kitap bir itirafname gibi. Öncelikle bahsedilen türde bir yapılanmanın olduğu açıkça yazılmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_Contentplaceholder2_lblBody" class="haber_ozet"&gt;Bir  diğer anlatımla, bu STK hareketinin yalnızca eğitim alanında çalışması  gereken bir yapı olarak gören ve başka alanlara girmemesinin  gerekliliğine inanan / vurgu yapan bir söylem söz konusudur. Acaba  Hanefi Avcı, başka STK’lara da aynı öneri ve temennilerde bulunmakta  mıdır? Örneğin masonlara; ‘ey masonlar, sadece Rotary ve Lions şeklinde  çalışmalarınız yeter, daha fazlasını yapmayın’ demiş midir? Ya da  Sebataylara, ‘ya lütfen ayıp oluyor ama TSK da örgütlenmeyin, bak sonra  sizi şikâyet edeceğim’ önerisini götürmüş müdür? Veyahutta, Alisiz  Alevilere, ‘sevgili canlar, lütfen ama Seyfi Oktay ve Mehmet Moğultay’ın  dediği şekliyle yargıda örgütlen(mey)in’ teklifinde mi bulunmuştur?  Bulunduktan sonra da, acaba onlar her ne yapıyorlarsa iddia olunan bu  yaptıklarını hemen bırakmışlar mıdır? Ya da, ‘ya Hanefi Avcı, herkes  kendi işine baksın ve çizmeyi aşmasın mı’ demişleridir? Ya da onlara  hiçbir öneri ve temennide bulunmadan ya da bulunup istediği neticeyi  alamadığı için, hemen dilekçeler yazarak onları da devletin ilgili  birimlerine mi şikayet etmiştir?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani diyor ki diğerlerinin yediği haltı cemaat de yiyor. Yanlışı yanlışla düzeltip demokrasiyi bu şekilde sağlamlaştıracaklar. Bir de Avcı'ya sitem ediyor onlara birşey demiyorsun da cemaate diyorsun diye. Bence bu yaklaşım çok sığ olmuş. Bir de Türkiye'deki bu çarpık düzeni STK diye adlandırıp diğerlerini de kısmen aklaması trajikomik olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılarda Hanefi Avcı'nın rahatsız olduğu emniyet teşkilatında cemaat ile alakalı gördüğü sorunlarla ile ilgili emniyet dışında merciler olduğunu öğreniyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_Contentplaceholder2_lblBody" class="haber_ozet"&gt;İstenirse  daha somut yazalım; Cemaat ile ilgili müracaat ettim dediğiniz kime /  kimlere gittiniz? Fethullah Gülen de kurucu üyesi olduğu için,  Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanına mı? Ya da sizin  anlatımlarınızla, bütün Türkiye’nin tanıdığı emniyetten sorumlu denilen  Kozanlı Ömer’e mi? Ya da ‘çakma’ olan ve kendi menfaatleri / makamları  için ortalıkta gezen insanlara mı? Eğer siz, gideceğiniz adreste bile  hatalar yaşamışsanız, ya da gittim demiş olmanıza rağmen gitmemişseniz,  nasıl oluyor da böylesi büyük bir itham da bulunabiliyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yada şu ifade:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_Contentplaceholder2_lblBody" class="haber_ozet"&gt;‘…Her  zaman her şeyi açık ve net yaparım, ben kitabı yazmadan önce cemaatin  ileri gelenlerinden bazılarıyla görüştüm…’ dediği kişiler, burada da  yazmamız gerekirse; kim olduğunu / olduıklarını açıklamazsa namerttir.  Namerttir çünkü karşı taraftakinin buna yetkili olup olmadığı bile belli  değildir. Ayrıca, eminim bir istihbaratçı olarak, ilgili kişilerin  yetkili ve rey sahibi bireyler olduğunu da kendisi ispatlayacaktır. Ya  da görüştüğü kişi, acaba Osmaniyeli Ömer midir? Eğer öyleyse de, Hanefi  Avcı suçladığı bir insandan, medet uman bir kişi pozisyonunda mıdır?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardon ama yetkili ve rey sahibi ne demek oluyor bu durumda? Bu ifadeler aslında kitaptaki delilsiz denilen ifadelerin ikinci bir ağızdan desteklenmesi gibi olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselenin temeli ise emniyet teşkilatı  içinde yaşandığı açık olan tepişmelerin ötesinde Avcı'nın kitabı ile birlikte "Simon" olarak anılan düşünce yapısının bizi getirebileceği noktadır. Bazı insanları Avcı konusunu sahiplenmeye iten neden de budur. Yoksa bizler Avcı'ya kefil olacak kadar onu tanıyıp, tertemiz olduğunu iddia edemeyiz. Ama o bir vesile olmuştur. Hanefi Avcı defalarca cemaate karşı olmadığını söyledi ve kitabında da sorun ile cemaatin tamamını ayrıştırdı. Ama bu görmezden geliniyor. Yanlış işler var diyen düşman ilan ediliyor hatta hain ilan ediliyor. Bakalım Önder Aytaç ne yazmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_Contentplaceholder2_lblBody" class="haber_ozet"&gt;Hanefi  Avcı, ‘…Yoksa okulların, bir takım müesseselerin faydalı olduğu  inancındayım…’ derken de gene iç hesaplaşmasını yapmakta ve kendi ile  barışık olmak için, hain olmamak için, böylesi bir cümle kurmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta işi abartıp Avcı'nın ahiret hayatı hakkında ahkam kesmeye kadar vardırıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_Contentplaceholder2_lblBody" class="haber_ozet"&gt;Bence Hanefi Avcı; hem kendi dünyasını, hem de ahiretini heder eden bir yaklaşım sergilemektedir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yaklaşım bana son derece tehlikeli geldi. Bu yaklaşımın devamı yeterli güce ulaştığında sadece düşman gördüklerini değil biat etmeyen çıkıntı tipleri de elimine etmeye varabilir. İşte bizleri endişelendiren de budur. Bu sağlıksız zihiniyet tedavi olunmaksızın hareketin büyümesi ve güçlenmesi sorun olacaktır. Tipik bir durum: zayıf ve çarpık bir altyapı üzerine gösterişli ve devasa bir üstyapı. Peki bu yaklaşım ile demokrasi ne kadar denk düşüyor? Demokrasi için, bu sözleri sarfedebilenlerle omuz omuza saf tutabilenler de durumun farkına varıyorlar artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önder Aytaç'ın şu ifadelerine bir bakıp sonra da kul hakkı nedir düşünelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_Contentplaceholder2_lblBody" class="haber_ozet"&gt;Hanefi  Avcı; ‘…Hem sayın bakanla hem genel müdürle hem diğer bakanlarımızla hem  de cumhuriyet savcılarımızla…’ gittim derken de kendisi gerçekten de  sanki çok yaman bir çelişki mi yaşamaktadır? Siz 34 yıllık meslek  hayatınızda nereye gideceğinizi bile karıştırıyorsanız, iyi ki  Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı değilsiniz. İyi  ki Edirne ya da Eskişehir Emniyet Müdürü değilsiniz. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir fikir ayrılığı yaşanıyor diye 34 yıllık bir meslek hayatındaki başarılar tek kalemde siliniyor. Demokrasi böyle bir zihiniyet ile mi sağlamlaşacak? Bu yaklaşımda en temel insanlık değerleri açısından bir sorun yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır" denilir bizim topraklarımızda. Şimdi sormak lazım Hanefi Avcı'nın en tehlikeli zamanlarda cemaate hiç mi yararı dokunmamıştır? Sonra da Önder Aytaç'ın şu ifadelelerini okuyalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_Contentplaceholder2_lblBody" class="haber_ozet"&gt;Kitabı  önemli kılan bir diğer husus ise, Hanefi Avcı’nın son zamanlara kadar  cemaate yakın-mış-mış-mış gibi olması, çocuklarını Gülen okullarında  okutması, onlarla neredeyse tam bir uyum içinde yaşamış olması mıdır?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek "mış-mış-mış" ha. Yazık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemaatin işleyişindeki yapısal sorunları ileride ülke güvenliği için sorun olabilecekse ve bu konu edilirse bu cemaat düşmanlığı mıdır? Potansiyel tehlikeyi Önder Aytaç bizzat kendisi yazmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_Contentplaceholder2_lblBody" class="haber_ozet"&gt;Hanefi  Avcı; ‘…İkinci bölümdeki cemaatle ilgili kısım için müracaat etmem  gereken, konuşmam gereken herkesle konuştum…’ derken, bunların kim  olduklarını açıklamalıdır. Böylesi önemli olduğuna inandığı bir konu da,  ‘yetkiliymiş gibi gözüken yetkisizlerle’ ve ‘problematik muhterislerle’  görüşmüşse / konuşmuşsa, bu ne kadar doğru olur? Yoksa konuşmamış,  aksine ortalığın kızışmasından ve Hanefi Avcı faktörünü de yanına  almaktan mutlu olacak birileri, Hanefi Avcı’nın yetkililerle konuştuğunu  zannetmesi çerçevesinde, acaba acayip bir şekilde ‘kullanmış’ mıdır? Ve  birileri bilinçli olarak ona yanlış bilgiler vererek, bu kitabın  yazılmasına mı vesile olmuştur?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel sorular. Cemaatin beyni, kalbi kendi rızası ile yada rızası dışında dünyada en sinsi ve acımasız istihbarat faaliyetlerini yürüten kurumlara sahip bir ülkede yaşıyor. Cemaatin hiyerarşisine sızmak ve ara kademeleri angajmana alıp kullanmak profesyoneller için çok zor bir iş midir? Peki bu tehlike sadece cemaatin iç meselesi midir yoksa cemaatin etkin olduğu kurumlar göz önüne alınırsa hepimizin meselesi midir? Cemaatte işler salt itaat ile işliyor olabilir ama dışarıda işler böyle yürümez. Dışarıdaki insanlar cemaatin değer yargıları ile yargılanamaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önder Aytaç'ın bu iki yazısının bir çok paragrafına eleştiri yazılabilir. Ama gereksiz. Bilmem Önder Aytaç bizim meramımızı anlar mı? Ben kendi adıma cemaatin yaptığı olumlu işleri ve Ergenokon davasını görmezden gelmiyorum. Ama Ergenekon ve arkası tasfiye olduğunda ülkenin daha yaşanabilir bir yer olmasını istiyorum. Bir sorundan kurtulmak için başka potansiyel sorunları kabullenmek zorunda kalınmamalı. Önder Aytaç'ın daha modern bir toplum olmak yönündeki yaklaşımı şu yazdıklarından dolayı şüpheli geldi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;" id="ctl00_Contentplaceholder2_lblBody" class="haber_ozet"&gt;Halbuki  Anadolu, sosyolojik anlamda adeta bir cemaatler ülkesi değil midir?  Aleviler, İsmail Ağa cemaati, İskender Paşa Cemaati, Galatasaray  Mezunları Cemaati, ODTÜ Mezunları Cemaati, Mülkiyeliler Cemaati, Harp  Okulları Mezunları Cemaati, Polis Akademililer Cemaati, Rotary Cemaati,  Lions Cemaati, Yahudi Cemaati, Ermeni Cemaati, Anadolu Kulübü Cemaati  gibi. Bunların her birisi kendi cemaatine üye olanları tutar,  birbirleriyle iş paslaşır ve birbirlerini kollarlar. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal gibi karşılanan bu durum bizim modern demokrasiye geçişimizin önünde bir engel de değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki çözüm nedir? Cemaati devre dışı bırakıp Ergenekon ve arkasındakilerin kurtarmak mıdır? Hayır. Çözüm cemaatin içinde.Bir yandan Türkiye'nin başındaki belalar ile mücadele ederken kendi içinde dönüşüm içinde olabilmelidir. İşte bu yüzden mesele sadece Hanefi Avcı ve cemaat arasında değil ama herkesi ilgilendirmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-8442565635118937151?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/8442565635118937151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=8442565635118937151&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/8442565635118937151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/8442565635118937151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2010/10/onder-aytac-ve-hanefi-avc.html' title='Önder Aytaç ve  Hanefi Avcı'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-6376254346028619792</id><published>2010-09-23T15:16:00.005+02:00</published><updated>2010-09-23T15:49:41.098+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Politik'/><title type='text'>Memlekette yavşak mı arıyorsunuz?</title><content type='html'>"Mahalle baskısı" tanımlaması ne kadar süredir yaygın bir şekilde kullanılıyor? Beş sene belki de on sene. Ama mahalle baskısı dediğimiz baskıcı zihniyet bundan çok daha uzun zamandan beri bu topraklarda hüküm sürüyor. Bu zaman farkından olsa gerek günümüzde çok kişinin dilindeki tanımlama pek bir itibarsız ve pek bir havada kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek  tipleştirme ve diğerine hayat hakkı tanımama Türkiye Cumhuriyetinin en temel ideolojilerinin anafikri olmuş, bırakın yasaları anayasa da bile kendine yer bulmuştur. Söz konusu baskıcı anlayışın genç cumhuriyete de Osmanlı döneminden miras kaldığını söylemek yanlış olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baskıcı anlayış öyle bir silah ki sadece güçlü olan onu elinde tutabiliyor. Kalanlar ise her an namlunun ucunda. Mahalle baskısı var serzenişlerinden önce de hep birileri bu namlunun ucundaydılar. Hep birileri için mahalle baskısı vardı. Mahalle baskısının varlığını hep namlunun  ucundakiler farkediyor. Namlunun arkasındakiler ise "o da ne ki" havasında oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün ki "mahalle baskısı" paniğinin nedeni ise çok uzun yıllardır o namlunun ucunda olmanın nasıl birşey olduğu konusunda en ufak empati kurmak ihtiyacı duymadan yaşayanların değişen dengelerle kendilerin namlunun ucunda buluvermeleridir. Şimdi basıyorlar çığlığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki "müstehaktır onlara, biraz da onlar çeksin" denebilir mi? Kesinlikle hayır! Herkesin iyiliği için mahalle baskısına neden olan anlayışın bu topraklardan sökülüp atılması gerekiyor. Ama büyük bir sorunumuz var. Mahalle baskısı var diye çığlık atanlar bile o baskıcı zihniyet denen silahı gömelim artık diyesi değiller. Sadece tekrardan namlunun arkasına geçmenin derdindeler. Tıpkı onlardan önce  namlunun ucunda mazlum edebiyatı yapıp da kolayca zalimleşebilenler gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde memlekette bir yavşak tartışmasıdır gidiyor. İşte beyler, memlekette ki en büyük yavşaklık budur. Hadi söyleyin şimdi! Kim yavşak?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-6376254346028619792?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/6376254346028619792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=6376254346028619792&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/6376254346028619792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/6376254346028619792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2010/09/memlekette-yavsak-m-aryorsunuz.html' title='Memlekette yavşak mı arıyorsunuz?'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-1037670633266982568</id><published>2010-09-20T13:58:00.008+02:00</published><updated>2010-09-21T10:23:13.941+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>Akıllı Telefonlar ve Açık Kaynak Kodlar</title><content type='html'>Bugünlerde BlackBerry telefonlarının üreticisi RIM'in bazı ülkelerde yasal merciler ile başı dertte. Suudi Arabistan bu telefonların email ve web erişimlerini engelleyeceğini ilan etti. Başka ülkelerde de bu tür girişimler için açılmış soruşturmalar var. Söz konusu ülkelerin sorun olarak gördüğü BlackBerry tarafından şifrelenmiş e-postaların güvenlik amacıyla kendi taraflarından takip edilememesi idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erişim engellemelerinde etkilenenler hariç BlackBerry kullanıcıları sorunun tam olarak ne olduğundan bile haberdar değiller. Halbuki bu olay akıllı telefonlarla ilgili önemli bir güvenlik sorununu da gündeme getirmiş oldu. Kullanıcılar her an internete bağlı olan işletim sistemlerinin ne şekilde çalıştığından, onlar farkında olmadan cep telefonlarındaki bilgilerin arka planda hangi uzak yerlere yollanabileceklerinden yada işletim sistemlerinde dışarıdan müdahaleye imkan sağlayan arka kapılar olup olmadığından da haberdar değiller. Sadece kullanıcılar değil üretici firma dışında uzmanlar da bu konularda kesin  birşey söyleyemezler. Tabii kod herkese açık değilse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Linux ile başlayan açık kaynak kod akımı her zaman güvenlik endişesi olan firmalar için ilaç gibi geldi. Bugün artık özellikle sunucu platformlarında en çok tercih edilen işletim sistemi Linux. Diğer yazılım firmaları kodlarını herkese açarlarsa kötü niyetli insanların sistemin içinde açıkları bulup kullanıcılara zarar verebileceklerini savundular. Oysa diğer bir ihtimal ise iyi niyetli insanların yazılımı geliştirenlerin göremediği açıkları tespit ederek yazılımı çok daha güvenli hale getirmeleri idi. Nitekim bugün Linux sunucu uygulamalarında güvenirliğini ispatlamış bir işletim sistemi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kodlarını açmaya yanaşmayan firmaların diğer bir nedeni de geliştirdikleri yazılımları yere göğe sığdıramayıp içlerindeki metodları paylaşmaya yanaşmamalarıdır. Halbuki zamanla gördük ki onların yazılımlarının yapabildiklerini, hatta daha fazlasını yapabilen açık kaynak kodlu yazılımlar geliştirildi. Bu normal bir sonuçtu. Bir tarafta firmaların ücretle tahsis edebildiği sınırlı yazılım geliştirici kaynağı diğer tarafta dünyanın her yerinden dev bir yazılım geliştirici kitlesinin sağladığı gönüllü katkı. Bu gerçeği farkedip daha sonradan kaynak kodlarını açan firmaların sayısı da hiç az değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanla akıllı telefon kullanıcıları daha bilinçli hale gelince güvenlik nedenleriyle şeffaflık talep edeceklerdir. Şu an için kullanıcıların bu taleplerine cevap verebilecek iki açık kaynak kodlu işletim sistemi var. Bunlarda birinicisi hızla yaygınlaşan Android işletim sistemi. İkincisi ise Intel ve Nokia tarafından desteklenen  yolun başındaki MeeGo. Diğer işletim sistemlerinin kaynak kodlarının açılıp açılmayacağını ise zaman gösterecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-1037670633266982568?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/1037670633266982568/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=1037670633266982568&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/1037670633266982568'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/1037670633266982568'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2010/09/akll-telefonlar-ve-ack-kaynak-kodlar.html' title='Akıllı Telefonlar ve Açık Kaynak Kodlar'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-670579065351044893</id><published>2010-09-17T08:36:00.006+02:00</published><updated>2010-09-20T12:59:45.951+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Politik'/><title type='text'>Referandum ve BDP</title><content type='html'>Referandumun sonuçları değerlendirilirken; referandumun BDP'nin ve dolayısıyla Öcalan'ın güç gösterisine dönüştüğü yönünde yorumlar da yapılıyor. Hatta bu yorumlar BDP'nin boykot kararını aldığı andan itibaren yapılmaya başlandı. Aslında  bu görüş, referandumun bir güven oylamasına dönüşeceği görüşü kadar gerçeklerden uzaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BDP'nin boykot kararının akıllıca ve stratejik bir karar olduğu söylendi. Bu sayede ne statükocu olarak bilinen partiler ile aynı tarafta durulacak ne de bölgeledeki  tek rakipleri AKP'nin başarılı olmasına katkı sağlanacaktı. Bu taktiğin akıllıca olduğuna kısmen katılıyorum. Eldeki imkanlarla BDP'nin alabileceği en iyi karar bu idi. Ancak bu karar bir yandan BDP'nin gücünü gösterirken diğer yandan da kaçınılmaz olarak en büyük açmazını ortaya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BDP'nin bölgede iddia ettiği gibi büyük bir siyasal gücü olsaydı yapabileceği en etkili boykot, kitlesini sandığa gidip geçersiz oy kullanmaya çağırmak olabilirdi. Bu sayede geçirsiz oyların oranı ile güç gösterisi yapabilir ve de 'Evet' oylarının oranının %50'nin altında kalmasını sağlayabilirdi. Ama BDP böyle bir çağrıyı yapamazdı çünkü kitlemiz dedikleri insanların sandığa gidip orada kapalı kabinde kendi başlarına  kaldıklarında  onların istedikleri istikamette oy kullanacaklarına güvenemezler. Eğer bunu sağlıyor olabilseler büyük bir siyasal etkiden bahsetmemiz mümkün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BDP'nin sandığa gitmeyerek boykot çağrısı elindeki tek etkili gücü kullanabileceği taktik idi. Bu güç terör ve şiddet. Kendilerini desteklediğini iddia ettikleri kitlelerin önemli bir kısmı şiddet, tehdit ve korkutma ile oluşturulan mahalle baskısından dolayı seçimi boykot etmek zorunda kaldı. Seçim günü evlerinden çıktıkları andan itibaren hedef olma korkusuyla insanlar boykotun bir parçası oldular. Kimse de o insanları vatan sevgisinden dem vurarak kınayamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boykotta mahalle baskısı faktörünün olması BDP'nin bir kitlesi olmadığı anlamına gelmez. Sonuçta mahalle baskısını oluşturabilmek için de  belli büyüklükte taraftar kitlesi gerekir. Ancak referandum sonucu oluşan tablonun bu varolan kitlenin büyüklüğü ile alakası yok. Peki o zaman; "abartılacak birşey yok, herşey yolunda" diyebilir miyiz? Kesinlikle hayır! Çünkü referandum sonuçları Güneydoğu Anadolu bölgesindeki vatandaşlarımızın sırf devletin sözkonusu mahalle baskısını bertaraf edememesi yüzünden istemeseler de BDP'nin arkasındaki zihniyetin taraftarı olabileceklerini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandumda yaşanan boykot devlet için bir alarm olmalı. Devlet, bölge insanı ayrılıkçı eğilimlere taraf olmaz derken nasıl bir karambol ile tablonun tersine çevrilebileceğini görmeli. Bunu devlet görmeli çünkü bu operasyon için ihtiyaç duyulan hareket alanını devletin bıraktığı boşluklar sağlıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-670579065351044893?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/670579065351044893/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=670579065351044893&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/670579065351044893'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/670579065351044893'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2010/09/referandum-ve-bdp.html' title='Referandum ve BDP'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-4152134826082814002</id><published>2010-06-19T00:39:00.009+02:00</published><updated>2010-08-26T09:52:31.744+02:00</updated><title type='text'>Mavi Marmara Olayına Başka Bir Açıdan Bakalım</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: arial;font-family:arial;font-size:100%;" class="Apple-style-span"  &gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;İddialı yorumlar yapmak yerine parçaları birleştirmeye çalışacağım.O yüzden bu yazının derli toplu olmasına gerek yok.&lt;/span&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;İsrail'in sınırlı da olsa İran'a bir operasyon düzenleme planları halen gündemde. ABD'yi bu konuda da yanına alıp alamayacağı belli değil. Ama herkese sizli yada sizsiz ben bunu yaparım mesajı vermekten çekinmiyor.Muhtemel planı ise ateşi yakıp herkesi içine çekmek. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;İsrail, İran'a yapılacak bir hava saldırısında  izinsiz olarak Türkiye hava sahasını kullanır mı?Suriye'yi bombalarken rahatlıkla bunu yaptığını düşünürsek bu sorunun cevabı evet olmalı.Türkiye de bunun farkında ve tedbirlerini alıyor gözüküyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;Bir diğer bilgi ise 8 ay kadar önce İsrail savaş uçakları İskenderun körfezinde alçak uçuş yaptığı için bu bölgeye I-Hawk füze bataryalarından oluşan bir üssün kurulduğu. Burası İsrail uçaklarının Türkiye hava sahasını ihlal etmesini engellemek için önemli bir konum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:100%;"&gt;Diğer bir bilgi ise &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(17, 17, 17); line-height: 18px;font-size:100%;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;span class="Apple-style-span"&gt;Türkiye'nin ABD’li &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b style="margin: 0px; padding: 0px; border-width: 0px; outline-width: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Raytheon Company &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;ile 13 patriot ve 72 PAC-3 bataryası içeren 7,8 milyar dolarlık bir anlaşmayı imzalamak üzere olması.Yani hava savunmamız ABD silahlarına emanet.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(17, 17, 17); line-height: 18px;font-size:100%;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(17, 17, 17); line-height: 18px;font-size:100%;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;İşte böyle bir zamanda aynı gün içerisinde hem İskenderun'da askere terörist saldırı düzenlenirken bir yandan da yardım filosunu engellemenin çok kolay yolları varken Mavi Marmara gemisine kanlı baskın düzenlendi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(17, 17, 17); line-height: 18px;font-size:100%;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(17, 17, 17);font-size:100%;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Gemi baskınından sonra ABD Türkiye ile İsrail arasında kaldı.Ancak tercihini israil'den yana yapması çok gecikmedi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(17, 17, 17);font-size:100%;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(17, 17, 17);font-size:100%;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu yazının konusu olan asıl gelişme ise ABD'de Neo-Con lar Türkiye'nin İran'a çok yaklaştığının ve güvenilmez bir müttefik olduğunun propagandasını yapmaları.Dahası konuyu Türkye'nin sahip olduğu batı teknolojisi silahlara getirip Türkiye'nin onları İran lehine kullanacağını bile ima edebiliyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(17, 17, 17);font-size:100%;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(17, 17, 17);font-size:100%;" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bu şartlar altında ABD sattığı silahların İsrail savaş uçaklarını hedef almasına izin verir mi? Peki izin vermezse Türkiye İsrail savaş uçaklarının hava sahasını delip geçerek İran'a saldırmasına nasıl engel olacak? Diğer bir ifade ile İran'a yapılacak müdahaleye zoraki olarak taraf olmanın önüne nasıl geçecek?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-4152134826082814002?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/4152134826082814002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=4152134826082814002&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/4152134826082814002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/4152134826082814002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2010/06/mavi-marmara-olayna-baska-bir-acdan.html' title='Mavi Marmara Olayına Başka Bir Açıdan Bakalım'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-1010327976676825186</id><published>2010-06-14T08:30:00.000+02:00</published><updated>2010-06-14T08:30:40.411+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Politik'/><title type='text'>Neoconservatives Lead Charge Against Turkey by Jim Lobe -- Antiwar.com</title><content type='html'>&lt;a href="http://original.antiwar.com/lobe/2010/06/09/neoconservatives-lead-charge-against-turkey/"&gt;Neoconservatives Lead Charge Against Turkey by Jim Lobe -- Antiwar.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-1010327976676825186?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://original.antiwar.com/lobe/2010/06/09/neoconservatives-lead-charge-against-turkey/' title='Neoconservatives Lead Charge Against Turkey by Jim Lobe -- Antiwar.com'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/1010327976676825186/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=1010327976676825186&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/1010327976676825186'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/1010327976676825186'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2010/06/neoconservatives-lead-charge-against.html' title='Neoconservatives Lead Charge Against Turkey by Jim Lobe -- Antiwar.com'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-6317161452187006975</id><published>2010-05-22T10:52:00.031+02:00</published><updated>2010-06-14T08:31:37.597+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>Ben Android'i Seçiyorum</title><content type='html'>Smartphone dünyasına ilk girişi J2ME ile yaptım denebilir. Maalesef Java platformu cep telefonlarında hep yüzeysel kaldı. Cep telefonunun kabiliyetlerinin çoğunu kullanamadık. Oyun geliştiricileri için durum fena değildi ama daha fazlası için J2ME gelecek vaat etmedi.  Her model telefon Java'yı farklı oranlarda destekleyerek standard sağlamak yerine yeni standard sorunlarına neden oldu. Kısacası Sun Microsystems bu alanda  fazla mesafe alamadı.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Smartphone ile ilgili ilk esaslı deneyimimin Symbian olduğunu söyleyebilirim. Symbian, telefonun tüm kabiliyetlerine erişim imkanı sağlayan bir geliştirme ortamı sağlıyordu. Symbian bu özelliklere sahip yegane Smartphone platformu değildi. Microsoft çözümlerinden uzak durmak adına Symbian'a yönlendim denebilir. Ancak bir süre sonra Symbian ile devam edilemeyeceği ortaya çıktı. Öncelikle Symbian derli toplu bir SDK sunamıyordu. Ayrıca kullanıcı arayüzü standardları konusunda Nokia ve Sony Ericsson arasında bir farklılaşma sorunu yaşanıyordu. Daha da önemlisi başta Nokia dahil kimse Symbian'ın arkasında sağlam bir şekilde durmuyordu. Symbian bugün halen pazarda önemli bir paya sahip. Bunda Nokia'nın pazardaki hakim konumunun etkisi büyük. Ancak yine de gelecek Symbian için pek parlak değil. Öncelikle her gelen rakip pazar payının kayda değer bir kısmını alıp götürüyor. Daha da önemlisi Symbian mobil cihazlarının evriminde ihitiyaçları karşılamaktan uzak. Cep telefolarına hapis olup kaldı diyebiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir süre direndikten sonra Windows Mobile'a geçiş yaptım. Dört seneyi aşkın süredir Windows Mobile platformuna sahip cep telefonları kullanıyorum. İlk telefonum diğer Smartphone'lar gibi boyut anlamında beni cep telefonlarının 10 sene öncesine götürmüştü.  Ancak tüm cihazlarda aynı standardları  sunabilmesi, ciddi uygulamalar geliştirmek noktasında geniş imkanlar sağlaması ve Microsoft'un platformunun arkasında durması önemli avantajlardı. Öte yandan geliştirme ortamının Symbian gibi C++  (daha sonra C# geldi ama performansı göz önüne alırsak onu yok sayıyorum.) olması işleri kolaylaştırmıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Motorola'nın A serisinde olduğu gibi Linux tabanlı Smartphone arayışlarına devam etsem de Windows Mobile ile işler uzun süredir iyi gidiyordu. Tabii ki tüm Microsoft platformları gibi Windows Mobile da cihazın kaynaklarının tamamını sömürüp kullanıcıya zayıf bir performans sunabiliyor. İşlemci hızı artıyor ancak Microsoft'un eklediği yeni arayüz kabiliyetleri ile  sistem hala yavaş kalıyor. Yine de her zaman bu handikapı aşabilecek güçlü donanım seçenekleri bulmak mümkün. Bu noktada HTC donanımları ve Windows Mobile iyi bir ikili oluşturuyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kimileri Iphone için bir devrim demeyi tercih ediyor. Windows 95 ne kadar devrimdiyse Iphone da o kadar devrim olabilir.  Bunu biraz açmam gerekiyor. Windows 95 global sunumu yapılırken masaüstündeki dosya çöp kutusuna sürüklenerek silinmiş ve büyük alkış tufanı kopmuştu. İnsanlar bu bir devrim diyorlardı. Macintosh kullanicilari ise biraz şaşkındı. Zira devrim denileni onlar uzun zamandır zaten yapıyorlardı. Windows Mobile kullacıları açısından Iphone olayı da aslında buna benziyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Apple'ın (belki de daha doğrusu Steve Jobs'un) genel olarak stratejisi hep aynı. Kendi yazılımlarını kendi donanımlarında çalıştırmak üzere geliştiriyor. Yazılım ve donanımın birbirine uyumlu olması yüksek performansı getiriyor. Buraya kadar ki kısımda bir sorun yok. Birçok kullanıcı performansı yerlerde sürünen bir telefon yada bilgisayar ile uğraşmak istemez. Ancak Apple'ın kullanıcılarını alternatifsiz sadece kendi sundukları ile yetinmeye iten tavrı herkes için kabul edilebilir bir durum değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Apple'ın yıllarca kendi işletim sistemini çalıştırabilen klon dediğimiz bilgisayarların üreticileri ile ilişkileri hep sorunlu oldu. Windows işletim sisteminin bu kadar büyük pazar payına olmasının en önemli sebeplerinden birisi de Apple'ın değişik donanım üreticilerine kapısına kapatmasıdır. Boşluğu Microsoft doldurdu. Sonunda Apple iş işten geçtikten sonra MacOS X ile işletim sistemini herkese açtı. Peki ne kadar ilgi gördü? Şimdi Apple Ipod ile başlayan süreçte Iphone ve Ipad ile iyi bir trend yakaladı. Ve yine aynı oyunu devam ettiriyor. ITunes bağlantısı sağlayabilen PalmOS'un önünü kesmek için elinden geleni yapıyor. IPhone'u işletim sistemi ile bir kapalı kutu yaptı ve bunu IPad ile devam ettirecek gibi gözüküyor. Ayrıca uygulama dağıtım kanalındaki politikaları ile uygulama geliştiricileri sıkı sıkıya kontrol altına almış durumda.  Elindeki gücü kullanıp, üzerine bir çok geliştiricinin onca yatırım yaptığı Adobe Flash'ı bitirmeye çalışıyor. Bana göre Apple elindeki gücü hiç de doğru bir şekilde kullanmıyor. Benim açımdan buna alet olmamak yada bunun bir parçası olmamak çok önemli.  Apple'ın bugüne kadar satış kanallarına, uygulama geliştiriciler topluluğuna yada teknoloji ortaklarına vefa gösterdiği görülmemiştir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Linux, yazılım devlerinin keyfi uygulamaları ve bitmez tükenmez çekişmeleri ile kullanıcıları oradan oraya savurduğu bir ortamda özgürlükçü ve bağımsız bir alternatif olarak ortaya çıktı. Başarılı da oldu. Ancak uzun süre bu başarısını Smartphone'lara taşıyamadı. Motorola bu konu üzerine çalıştı. Linux tabanlı  Motorola cep telefonları piyasaya sürüldü ama bunların yaygınlaşması pek mümkün gözükmüyordu. Çünkü bir Smartphone'un pazarda başarılı olmasını sağlayan en önemli faktör, sahip olduğu uygulama geliştiriciler topluluğunun  büyüklüğüdür. Motorola doğru düzgün bir SDK bile sunmuyordu. Büyük firmaların desteklemediği 'cep telefonu için Linux' projeleri ise bir türlü tamamlanamadı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Symbian ve Windows Mobile'ın göz dolduramadığı ortamda Iphone'nun yıldızı parladıkça parlarken Google'dan Linux tabanlı Android işletim sistemi geldi. Android açık kaynak kod projesi olarak ortaya çıktı ve daha ilk günden kapılarını bütün donanım üreticilerine ve uygulama geliştiricilerine açtı. Cep telefonu üreticisi olamayan ve daha önce herhangi bir işletim sistemi geliştirmemiş olan Google'ın bu işte ne kadar başarılı olacağı bir soru işareti idi. Ancak HTC'nin de desteği ile piyasaya Android işletim sistemi ile çalışan telefonlar çıktı. Her geçen gün Android ile çalışan cep telefonları çıkıyor ve Android'in pazar payı büyüyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Android'i benim için cazip kılan bir çok faktör var. Öncelikle  Android'in pazar payındaki büyüme  gayet iyi. Gartner'ın 2010 ilk çeyrek verilerindeki oranlar Windows Mobile 7%,  Android 10% ve Iphone 15% şeklinde. Yani Android Windows Mobile'ı çoktan geçmiş ve Iphone'u yakın takibe almış durumda.  Android ayrıca uygulama geliştirici dünyasının da desteğini almış durumda. Bir çok popüler uygulama Iphone versiyonunun yanında Android için de geliştiriliyor. Bunların bir kısmının Windows Mobile versiyonu yok. Tabii ki gelecek ile ilgili en önemli tehlike her zaman yazılımı üreten firmanın desteğini çekmesidir. Bu saatten sonra Google çok aktif destek vermeyecek olsa bile kaynak kodu açık olduğu için Linux gibi Android dünyanın heryerindeki birçok geliştiricinin desteği ile çığ gibi büyüyecektir. Apple bir gün IPhone'nun arkasından desteğini çekerse Iphone' a bel bağlayanların açıkta kalıp kalmayacakları Apple'ın işletim sistemini açık kaynak kod olarak sunmasına bağlı ve bunun olup olmayacağını ise kimse şu an için bilemez. Google'ın yenilikleri teşvik eden özgürlükçü tavrı da çok önemli. Uygulama geliştiricilerinin önünü yenilikleri teşvik etmek için sonuna kadar açıyor. Onu bunu bitirme planları yapmıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Android, cep telefonları ile çıkış yaptı ama bir çok değişik portatif cihaz için bir platform olabilme özelliğine sahip. Örneğin navigasyon üreticisi Mio Android tabanlı ürünlerini piyasaya sürmeye hazırlanıyor. Google, Google TV  ile Set-top-box piyasasına girme hazırlığında ve Google TV de Android tabanlı. Daha farklı alanlarda da Android tabanlı çözümler ardı ardına gelecek. Android'e yapılacak yatırımın geri dönüşünü sağlamak çok farklı ürün segmentlerinde mümkün olacak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ortada olup biten cep telefonu piyasası ile ilgili bir çekişme değil. Cep telefonları, araç bilgisayarları, set-top-box lar ve kişisel bilgisayarlar internet ortamında birbirlerinin işlevlerini üstlenemeye ve bir bütün olarak günlük yaşamımızın çok daha fazla bir kısmını işgal etmeye başladılar. Geleceği şekillendirme konusunda Microsoft'un da Apple'ın da Google'ın da söyleyecek sözleri var. Google sadece bir arama motoru olarak gözüktüğü günleri çoktan aştı. İnternetteki belirleyici rolü ile Google diğerlerinden bir adım önde. Android ile de farkı açabilecek potansiyele sahip. Cep telefonları için yazılım geliştiren firmalar için bir seçim yapma zorunluluğu yok. Şu an bütün popüler platformlar için bir versiyon geliştirerek işi çözüyorlar. Ancak iş cep telefonlarını aştığı zaman, fark giderek açıldığı zaman paralel geliştirme maliyetler açısından çok daha zor olacak. İşte bu yüzden ufukta bir seçim var ise ben Android'i seçiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-6317161452187006975?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/6317161452187006975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=6317161452187006975&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/6317161452187006975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/6317161452187006975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2010/05/ben-androidi-seciyorum.html' title='Ben Android&apos;i Seçiyorum'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-1651751665864060846</id><published>2010-01-14T08:12:00.024+01:00</published><updated>2010-01-15T09:36:49.371+01:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Politik'/><title type='text'>Diplomatik "it dalaşı"</title><content type='html'>Dün Türkiye'nin gündemini garip bir diplomatik kriz işgal etti. Krize neden olay bana biraz bazı muz cumhuriyetlerinin arasında çıkan savaşların abuk sebeplerini andırdı. Dün kendini muz cumhuriyeti seviyesine çeken İsrail'di.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail sergilediği akıl almaz derecedeki terbiyesiz davranışını Türk kamoyunun adeta gözüne sokmak için özel çaba harcadı. "Sakın ha yaptığımız terbiyesizliği görmezden gelmeyin" der gibi bir halleri vardı. Diplomatik kriz haberleri gündemi öyle bir işgal etti ki Türkiye için çok önemli olan Rusya gezisi gölgede kaldı. Bana göre bu diplomatik "it dalaşı"nın zamanlamasının  Türkiye'nin Rusya temaslarına denk düşmesi hiç de tesadüf değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün Rusya'da da önemli gelişmeler oldu. Türkiye ile Rusya arasında nükleer santral inşası ile başlayan bir nükleer işbirliği resmen ilan edilmiş oldu. Yine aynı gün başbakan mealen şu şekilde bir açıklama yaptı: "Biz bölgemizde nükleer silahlara tamamen karşıyız. Ama bir ülkede nükleer silah varsa ve diğerlerinde  olmasın deniyorsa bu eşitsizliğe de karşıyız." Bu iki gelişme yanyana konduğunda ileriki yıllarda Türkiye-İsrail arasında İsrail-İran arasındaki mevcut soruna benzer bir sorunun yaşanabileceği öngörülebilir. İsrail'in dünki diplomatik krizdeki en büyük bahanelerinden birisi Türkiye'nin İran'a yakın durması idi. Ama sanırım İsrail'in asıl endişesi Türkiye'nin İran'a yakın durması değil nükleer silahlanma  konusunda onun yolundan gitmesi.  Bu durumda İsrail ile suların gelecekte de durulmayacağı öngörülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan alışılagelmedik bir şekilde medyaya teşekkür etti. Medya, yaşanan kriz esnasında bozgunculuk yapmamış ve ülke çıkarlarına uygun bir duruş sergilemişti. Gerçi "çıkıntılık" yapanlar yok değildi. Türkiye, İsrail'in oyununu görüp rest çektiği ve adam gibi bir resmi özür açıklamasını şart koştuğu noktada Hürriyet gazetesi, internet sitesinin en tepesinde saatlerce Zeynep Gürcanlı'nın "İsrail Başbakanın'dan özür" başlıklı yazısını manşette tuttu. Yazısında Gürcanlı İsrail'in ilk muğlak açıklamalarını bir özür gibi yutturmaya çalışıyordu. Halbuki açıklamalar özürden çok Türkiye'yi tenkit içeriyordu. Eğer Türkiye Cumhuriyeti bu açıklamaları özür kabul edip konuyu kapatsaydı diplomatik "it dalaşı" İsrail'in istediği şekilde sonuçlanacaktı. Hürriyet gazetesi bu tavrı ile şaşırtmadı. Ne de olsa sahipleri İsrail'in çıkarlarını korumayı kuruluş ilkesi olarak ilan etmiş bir Alman grubu ile pek samimi ilişkiler içerisinde. Neyse ki Hürriyet ve onun tayfasını dikkate alan pek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanan tüm bu gelişmeler vesilesiyle son dönemlerde Türkiye'de yaşananları tekrar gözden geçirmek gerek. Soruşturmalar, davalar, dev vergi cezaları ve provakatif eylemler... Görünen  o ki Türkiye Cumhuriyeti devleti yeni bir pozisyon alıyor. Kimileri açısından kontrol altında tutulamayacağı bir pozisyon alıyor. Bu kimileri bugüne kadar kontrolü sağlamak adına devletin en hasas noktalarına kadar sızdırdığı ve de beslediği her türlü unsuru birer birer devreye sokarak adeta tüm kartlarını masaya sürüyorlar. Belli ki o kimileri "ya hep ya hiç" noktasına geldiler. Ama bu arada beslemeleri de bir bir deşifre oluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalık devamlı toz duman. Bu durum insanları karamsarlığa sürüklüyor. İnsanlar endişe içerisinde "Neler oluyor?" diye soruyorlar. Oysa bana göre Türkiye Cumhuriyeti devletinin asli unsurları, toz dumanın içine girip yol bulmaya çalışmak yerine ortalığı toz dumana katanları bulup gereğini yapmayı öğrendiler. Ben gidişattan yana iyimserim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-1651751665864060846?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/1651751665864060846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=1651751665864060846&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/1651751665864060846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/1651751665864060846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2010/01/diplomatik-it-dalas.html' title='Diplomatik &quot;it dalaşı&quot;'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-100908532586514235</id><published>2009-10-22T13:21:00.000+02:00</published><updated>2009-10-22T13:22:32.911+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Politik'/><title type='text'>Comment / How do Turkey and Israel measure each other's love? - Haaretz - Israel News</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.haaretz.com/hasen/spages/1121734.html"&gt;Comment / How do Turkey and Israel measure each other's love? - Haaretz - Israel News&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-100908532586514235?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='related' href='http://www.haaretz.com/hasen/spages/1121734.html' title='Comment / How do Turkey and Israel measure each other&apos;s love? - Haaretz - Israel News'/><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/100908532586514235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=100908532586514235&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/100908532586514235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/100908532586514235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/10/comment-how-do-turkey-and-israel.html' title='Comment / How do Turkey and Israel measure each other&apos;s love? - Haaretz - Israel News'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-1302355441510095294</id><published>2009-09-30T12:55:00.008+02:00</published><updated>2009-09-30T14:01:17.803+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Politik'/><title type='text'>Seçimlerin ardından</title><content type='html'>Almanya'da federal seçimler geçtiğimiz haftasonu gerçekleşti. Ortada süpriz bir sonuç yok. Zaten asıl süprizler seçim sonuçlarında değil koalisyon görüşmelerinin sonucunda görülebiliyor. Liberal parti FDP, CDU ile ikili bir koalisyon yapabilecek çoğunluğu elde etti. CDU da seçimlerden önce böyle bir koalisyona sıcak baktıklarını hatta SDP ile yapamadıkları birçok şeyi bu koalisyonda yapabileceklerini belirtiyordu. Elbette bu söylemler tamamen politika. CDU seçim öncesi yıpranmış olan koalisyona alternatif bir koalisyon seçeneği sunarak umutları tazeledi ve oylarını korudu. Kamoyunda genel görüş siyah-sarı koalisyonun gerçekleşeceği yönünde. Şimdi FDP lideri dışişleri bakanı mı olsun yoksa ekonomiden mi sorumlu olsun bunlar tartışılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FDP istikrarlı olarak başarı grafiği yükselen bir parti. Savunduğu temel görüşler devletin küçülmesi ve vergi oranlarının indirilmesi. Özellike vergi indirimi halkın kulağına hoş geldiğinden FDP'ye olan destek arttı. Vergi indirimlerinin, zaten bugün de vergi vermemek için çok sofisitike yollar izleyen büyük sermaye gruplarına yarayacağı kesin. Ancak orta ve alt gelir seviyesindekiler için  vergi indiriminin bedeli sosyal devlet yapısının zayıflatılması olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Liberallere olan desteğin artmış olması Almanya'da yaşayan insanların güçlü sosyal devlet anlayışına desteklerinin azaldığı anlamına gelmiyor. Çünkü SDP oyları azalmış olsa da sol bloğun oyları halen toplam oyların yarısına yakınına tekabül ediyor. Asıl mesele sağda işsizlerin yükünü taşımak istemeyenlerin sayısının artması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vergiler ne kadar indirilirse indirilsin, devlet ne kadar küçülürse küçülsün işsizlik azalmayacak ve hatta artacak. Orta boy işletmeler eriyip yok olmaya devam edecek. Dünyadaki genel gidişat bunu gösteriyor. En liberal ülkelerde olmakta olan da budur. Üretim Almanya dışına kayarken ve teknoloji iş sahalarında insanın yerini alırken hangi liberal mucizevi yaklaşım istihdam imkanlarını koruyabilir yada artırabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel finans krizinin nedenlerinden biri de  liberal politikaların eseri olan kontrolsüz finans operasyonlarıdır. Krizin çözümü yönünde yapılan girişimlerin Amerika'da liberalizmden taviz tartışmalarına neden olduğunu gördük. Hatta bu en liberal ülkede uzun soluklu kriz ortamına karşı toplumsal direnci artırmak için alınan önlemleri sosyalizm ile eşdeğer sayanları da gördük. İşte böyle bir ortamda, Almanya'da liberal politikaların yükselen değer olması düşündürücüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seçimin ardından önümüzdeki günlerde ve yıllarda neler olacak merak ediyorum. Almanya FDP'nin iktidarda olması ile sosyal devlet anlayışından uzaklaşan bir yön değişikliği mi yaşayacak?  Öyle olacaksa, bunun önümüzdeki yıllardaki toplumsal etkileri nasıl olacak? Yoksa CDU, FDP'yi ekonomiye etkileri konusuna kontrol altında tutarak mevcut sistemde sadece iyileştirmelere gitmeyi mi planlıyor? FDP buna razı olur mu? Koalisyonda sol partilerden birinin olması sermaye gruplarının güdümündeki sağdaki kesin görüşlerin frenleyecisi olagelmiştir. Ancak FDP sol partiler ile koalisyona girmemek konusunda kesin tavır koymuş durumda. Acaba bu durumda beklentilerin aksine koalisyon görüşmeleri yine CDU-SDP koalisyonu ile sonuçlanabilir mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-1302355441510095294?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/1302355441510095294/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=1302355441510095294&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/1302355441510095294'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/1302355441510095294'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/09/secimlerin-ardndan.html' title='Seçimlerin ardından'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-5385834453045103442</id><published>2009-09-22T16:40:00.004+02:00</published><updated>2009-09-30T12:08:41.341+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Atçılık ve Binicilik'/><title type='text'>Zor bir at: Sunny -1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_yWunzi-ojWc/SsMuHi0ORWI/AAAAAAAAAAM/A27ZPljGyN4/s1600-h/sunny-l.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_yWunzi-ojWc/SsMuHi0ORWI/AAAAAAAAAAM/A27ZPljGyN4/s320/sunny-l.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387200286405051746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sunny enteresan bir at. Bindiğim atlar içerisinde en ufak  tefek olanı. Cidago boyu 1,65 metre civarı. 10 yaşında bir aygır. Vukuatı çok. Çifte yiyenlerin, üstünden çok kereler düşenlerin listesi kabarık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sunny kolay ürken ve abartılı tepkiler veren bir at. Ürkekliği hassaslığından geliyor. Derneğe gelmeden önceki dönem hakkında fazla bir bilgi yok. Neler yaşadı, yaşadıkları üzerinde nasıl etkiler bıraktı bilemiyoruz. Herkesin üzerinde mutabık olduğu genel teşhis belli. Sunny aslında sevecen bir at. Herhangi bir çocuk yada bir çok bayan binici bindiğinde gayet sakin. Erkek biniciler bindiğinde ise kontrolü oldukça zor.  Özellikle dört nala kalktığında hızlandıkça hızlanıyor ve kolay kolay durdurulamıyor. Bunu en başlıca sebebi erkeklerin kaslarının daha fazla olması ve atın sırtında kasıkları ile daha fazla basınç uygulamaları. At dörtnala kalktığında binici iyi tutunabilmek için kasıklarını sıkıyo.  Bu, oturuş derin olmayınca ortaya çıkan yanlış bir durum. Binici kasıklarını sıkınca at  deliriyor ve daha da hızlanıyor Bu sefer binici geriliyor ve kasıklarını daha da sıkıyor. Bu kısır döngü  bazen binicinin kendisini yerde bulması ile sonlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sunny'e ilk defa binmeden önce adeta bana bir brifing verdiler ve yukarıdaki tespitleri aktardılar. Ben de bu sebepten topukları aşağı bastırıp, kasıkları gevşek bırakarak rahat bir oturuş ile binmeye çalıştım. Kısmen işe yaradı. En azından dörtnalda atı istediğim zaman durdurabiliyorum. Ancak yine de iyi binebildiğim söylenemez. Sunny'e binince şunu farkettimki biniş esnasında her türlü temasa karşı çok duyarlı. Düzgün bir biniş için gayet sakin bir şekilde yardımları en iyi şekilde kullanmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey biniş öncesi tımar aşamasında başlıyor. Sunny bir kere orada huysuzlanırsa o gün  iyi bir biniş hayal demektir. Sunny herşeyden ürkmeye hazır. Uzaktan geçen kediden ürküyor, diğer atlardan ürküyor. O ani tepkiler verdiğinde yanındaki kişi de paniklerse bu sefer daha da fazla ürküyor.  O yüzden güvenlik açısından kendimi sağlama alıp verdiği tepkileri soğuk kanlı bir şekilde karşılamam gerek. Her an kafasını sağa sola hızlıca çevirebilir, kendi etrafında hızlıca dönebilir. Hepsine hazırlıklı olarak tetikte olmak lazım. At kafasını havaya dikiyor. Bu durum boynunda kasılmalara neden oluyor ve at daha da geriliyor. Böyle bir durumda boynunu aşağı bükmesini sağlayıp rahatlamasına yardımcı olmak gerekiyor. Benim gözlemlediğim kadarıyla ilk başlarda Sunny gerginken ısrarla onu gevşemeye yönlendirince bir süre sonra rahatlıyor ve sakinleşiyor. Bu da biniş öncesi işleri kolaylaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biniş esnasında kesinlikle kendimi sıkmamam lazım. Baldırlar fazla oynak olmamalı. Süratliden itibaren devamlı olara alıkoymak gerekiyor. Dizginde en ufak bir boşluk hissettiğinde hemen tempoyu artırıyor. Bu sefer üzerinde düzgün oturmak zorlaşıyor. Tabii alıkoyarken dizginlere çok asılınca dizgin gerisine düşüp dengeyi dizginde buluyor ve ağırlığını ön bacaklarına veriyor ki bu olmaya başlayınca artık o gün binişten verim elde etmek imkanı kalmıyor. Zincirleme olarak herşey kötüye gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sunny ile manejde tek başıma binebilsem sorun olmayacak. Dörtnalda istediği kadar hızlanabilir bence mahsuru yok. Ancak manejde  beş, altı varken durum tehlikeli. Her an bir çarpışma yada çifteleme durumu söz konusu olabilir.  Atlar sakatlık yaşayabilir. Haftada en az bir kere Sunny'e biniyorum. Bir şekilde ayarı tutturacağımı düşünüyorum. ama ayarı tutturunca ben de bayağı bir aşama kaydedeceğim sanırım. Bakalım önümüzdeki günlerde ne olacak?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-5385834453045103442?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/5385834453045103442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=5385834453045103442&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/5385834453045103442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/5385834453045103442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/09/zor-bir-at-sunny-1.html' title='Zor bir at: Sunny -1'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_yWunzi-ojWc/SsMuHi0ORWI/AAAAAAAAAAM/A27ZPljGyN4/s72-c/sunny-l.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-5708871170691285938</id><published>2009-09-22T11:04:00.004+02:00</published><updated>2009-09-22T16:07:35.201+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Kayıp Sembol</title><content type='html'>Dan Brown'un masonluğun sırlarını konu alan yeni kitabı raflardaki yerini aldı.  Kitap, bugünlerde moda olduğu üzere müthiş bir pazarlama projesi ile satışa sunuldu. Kitabın ilk gün satış rakamı ile rekor kırıp kırmayacağı merak konusu idi. Bir milyonu biraz aşan ilk gün satışı ile kitap "Harry Potter and the Deathly Hallows" romanının sadece Birleşik Krallık'taki 2,652,656 kitaplık ilk gün satışına yaklaşamadı bile. Ama "yetişkinler için romanlar" kategorisinde "ilk gün en çok satan" roman olarak edebiyat dünyasındaki yerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde okuyacak zamanım olmadığı için henüz sipariş etmedim. Tipik bir Dan Brown kitabı olduğunu tahmin etmek zor değil. "Amazon" üzerinden kitabın &lt;a href="http://www.amazon.de/gp/redirect.html/ref=amb_link_84820033_2?location=http://g-ecx.images-amazon.com/images/G/01/books/promos/Smit_9780385504225_3p_01_r1.pdf&amp;amp;token=957BBB0669152D76BE1C614537975585163C1748&amp;amp;pf_rd_m=A3JWKAKR8XB7XF&amp;amp;pf_rd_s=special-offers-1&amp;amp;pf_rd_r=1XZCQ66Q295FF8QSRZFP&amp;amp;pf_rd_t=201&amp;amp;pf_rd_p=472331513&amp;amp;pf_rd_i=059305427X"&gt;giriş kısmını ve ilk bölümünü&lt;/a&gt; okuma imkanı var. Tahmin ettiğim üzere gerçekten tipik bir Dan Brown kitabı olduğunu anlamak için ilk yedi sayfayı okumak yeterli.  Kahramanımız  yine Robert Langdon. Brown'un tarzının tipik öğeleri olan  birçok mimari detayları içeren tarihi mekan betimlemelerine ve araya serpiştirilmiş bir kaç avam muhabetinin bile tarihi  detaylarla ilişkilendirilmesine (kravat örneğinde olduğu gibi) daha ilk sayfalarda rastlanabiliyor. Yine ilk sayfalardaki jet ve limuzinli karşılama töreni, maceranın bizim günlük hayatımızın temposunun çok üzerinde bir hızda geçeceğinin habercisi gibi. Zaten okuduğum bir habere göre romanda herşey bir günden daha az bir zaman dilimi içinde olup bitiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dan Brown iyi satan formülünü hiç değiştirmeden kullanmaya devam ediyor. Bu kitap ile birlikte hiç değişmeyen tarzı sıkmaya başlayacak mı bilmiyorum. Bir kısmı spekülatif de olsa bir çok tarihi bilgi içeren anlatımları halen bana çekici geliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-5708871170691285938?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/5708871170691285938/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=5708871170691285938&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/5708871170691285938'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/5708871170691285938'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/09/kayp-sembol.html' title='Kayıp Sembol'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-8835430414519423916</id><published>2009-09-18T14:44:00.005+02:00</published><updated>2009-09-18T15:23:54.679+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>UMTS, Windows Live Messenger ve Skype üzerine yeni bir ürün fikri</title><content type='html'>Şu an ne Windows Live Messenger(kısaca Messenger) ne de Skype mobil sürümlerinde görüntülü sohbet imkanını sunmuyor. Hatta Messenger mobil sürümünde sesli sohbet imkanı bile sunmuyor. Bu durum Skype yada Microsoft'un bu özelliklere sahip ürün geliştiremedikleri anlamına gelmiyor. Mesele cep telefonu operatörleri ile ilişkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan görüntülü telefon görüşmesinin de yeterli derecede ilgi gördüğü söylenemez. İki kişinin birbirleri arasında görüntülü görüşebilmeleri imkanına insan hayatında çok da ihityaç duyulmuyor olsa gerek. Ancak bir insanın o anda bulunduğu ortamı tüm arkadaşlarına görüntülü olarak aktarmak istemesi çok daha sık rastlanan bir durum olabilir. Youtube'daki paylaşım çılgınlığı insanların böyle bir paylaşıma rağbet ettiğini gösteriyor. Youtube'daki paylaşım banttan yayın olarak görülürse, cep telefonu için geliştirilecek bir çözüm paylaşıma canlı yayın boyutu getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;UMTS standartları içindeki görüntülü görüşme görüntüyü sadece telefon edilen kişiye iletme imkanı sağlıyor. Yani tek izleyicisi olan bir yayın. Skype mobil sürümüne video opsiyonunu eklese  birden fazla kişi ile sohbet başlatıp bir canlı yayın ortamı oluşturulabilir. Ancak Skype yada Messenger birer "peer2peer"(ucdan uca) yani iki kullanıcı arasında direk veri akışı bağlantısı sağlayan çözümler olduklarından aynı görüntüyü aktarmak için her bir izleyici için ayrı bir bantgenişliği ihtiyacı oluşacaktır. 4G kullanılıyor olsa dahi bu mantıklı bir kaynak kullanımı olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cep telefonu operatörlerinin kontrolünde olan ve UMTS'i Skype , Messenger gibi ağlarla entegre eden bir çözüm enteresan olabilir. Cep telefonu operatörünün bünyesinde konumlandırılmış sunucu uygulama UMTS ağ ile entegre olarak aboneden görüşme kabul edebilecek. Aynı uygulama kullanıcı adına Skype ve Messenger a giriş yapabilecek. Kullanıcı cep telefonu ile ilgli servisi görüntülü olarak aradığında sunucu uygulama da Skype ve Messenger'a giriş yapacak ve  kişinini arkadaş listesinden önceden belirlenmiş bir arkadaş kümesine kamera görüntüsüne erişme imkanı sağlayacak. Bu durumda kullanıcı görüntülü konuşmayı başlattığı anda Skype ve Messenger'larını bilgisayarları başında kullanan arkadaşlarının tümü  görüntüye ulaşabilecek. Buradaki en önemli avantaj kullanıcı ile cep telefonu operatörü arasında UMTS üzerinden tek bir video veri akış kanalı oluşturulurken diğer taraftaki kullanıcılar ile "ucdan uca" bağlantı kablolu ağlar üzerinden sağlanıyor. Yani sınırlı kaynak olan frekans aralığı minimum seviyede kullanılırken yük çok daha bol ve ucuz olan kablolu ağa aktarılıyor. Tabii bir de cep telefonuna işlem yükü getirmeden mobil görünütü gerçek zamanlı olarak onlarca kişiye aktarılabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir çözüm üzerine oturtulmuş bir ürün şu an sunulan görüntülü görüşme hizmetine göre çok daha fazla talep görecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-8835430414519423916?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/8835430414519423916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=8835430414519423916&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/8835430414519423916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/8835430414519423916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/09/umts-windows-live-messenger-ve-skype.html' title='UMTS, Windows Live Messenger ve Skype üzerine yeni bir ürün fikri'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-3662284447037200541</id><published>2009-09-01T13:51:00.005+02:00</published><updated>2009-09-08T13:12:52.756+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Teknoloji-Genel'/><title type='text'>Global tercüman</title><content type='html'>Geçenlerde bir arkadaş hayal ürünü bir telefonu tanıtan video klibi Facebook'da paylaşmıştı. Video klip bir promosyon çalışmasının parçası. "Pomegranatephone" adını verdikleri cep telefonu için bir de &lt;a href="http://www.pomegranatephone.com/"&gt;web sitesi&lt;/a&gt; hazırlamışlar. Cep telefonunun özellikleri listesi önce günümüzdeki en yeni cep telefonlarının özellikleri ile başlıyor. Cep telefonunda projektör özelliği (şu an projektörlü cep telefonları mevcut) ile bu kısım bitiyor. Ardından global tercüman özelliği geliyor. Onun ardından da kahve makinası özelliği gibi fantastik özellikler gösteriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Video klibi gördükten sonra global tercüman konusuna bir göz atayım dedim. Global tercüman bana göre yakın gelecekte çok noktadan hayatımıza girecek bir uygulama. Cep telefonları da global tercüman uygulamasının en işlevsel olacağı ortamlardan birisi olacak. Video klipte  global tercümanın kullanımı çok güzel anlatılmış. İki farklı dil konuşan işadamı telefona kendi dillerinde konuşuyorlar. Telefon ise karşı tarafın dilindeki tercümesini hoparlörden sesli olarak veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elektronik tercüman uygulamaları eskiden beri var. "Altavista" web tabanlı çeviri uygulaması ile bir çığır açmıştı. "Google" ise işi çok daha ilerilere taşıdı. Ben biraz da çep telefonları için üretilmiş hem dinleyebilen hem de konuşabilen uygulamaları araştırdım. &lt;a href="http://www.ectaco.com"&gt;Ectaco&lt;/a&gt; adlı firmanın bu alanda birçok ürünü var. Hemen hemen bütün cep telefonu uygulamalarında TTS (Text to Speech/Metni sese dönüştürme) özelliği var. Metinleri tercüme edebilen ürününe bir dildeki metni girdiğinizde diğer dilden metnin tercümesini dinleyebiliyorsunuz. "Voice recognition" (ses tanıma/sesi metine dönüştürme) özelliği ise hazır cümle kalıplarının tercümesinin bulunduğu  "Phrasebook" ürününde var. Tabii ki bu kısıtlı bir uygulama ama kesinlikle ufuk açıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Global tercüman uygulamasının üç ana bileşeni var. Voice recognition, tercüme  uygulaması ve TTS. Yani dinle - tercüme et- söyle. Tercüme yazılımları konusunda çok yol alındı. TTS uygulamalarında da gerçek insan konuşması tonunda çıktılar üretilebilecek noktaya gelindi. Voice recognition ise henüz bakir bir alan. Yapılacak çok iş var. Aksanlı konuşmaları da algıyabilme, ortam gürültüsünü ayırt edebilme, birçok kişinin konuştuğu ortamda tek bir ses odaklanabilme ve konuşmadaki vurgulardan duygu düşünce analizi gibi geliştirilmesi gereken bir çok özellik var. Çalışamalar hızla devam ediyor. TTS ve Voice recognition konusunda çalışamalar olgunlaştığında tercüme programı konuşmacının konuşma esnasındaki ruh halini de tercüme edilen dilde sesli olarak yansıtabilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Global tercüman denilince akla, her dilden her dile tercüme yapabilen bir uygulama geliyor. Aslında bu ifade her ortamda bulunabilen olarak da yorumlanabilir. Cep telefonundan çağrı merkezi uygulamasına, televizyona, akıllı ev uygulamalarına ve arabalara kadar. Bu nokta da ben tercüme uygulamasının sadece bağımsız bir ünite olarak kullanılmasını mantıklı bulmuyorum.  Kesinlikle ağ bağlantısı üzerinden yapay zeka içeren bir ana sunucuya erişim konsepti geliştirilmeli. Yani uygulama yada cihaz ağ bağlantısı olmaksızın temel tercüme işlevleri sunabilse de asıl işlevsel ve gerçekçi çevireleri yüksek kapasiteye sahip ana sunucu üzerinden yapabilmeli. Çünkü geleceğin tercüme yazılımları gerçek bir tercümanın yerini alabilecek şekilde olacaktır. Yani salt cümle çevirisi yapmayacaklar ama  çeviride anlaşılmayan kısımları örneklerle açıklayabilecekler ve  hatta yorumlayabilecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun başına dönersek cep telefonlarında hafıza kartına yerleştirilen bağımsız uygulamalar yerine 3G ile "Google Translator" gibi bir uygulamadan destek alan istemci uygulama konsepti üzerine gidilmesi işleri hızlandırabilir diye düşünüyorum.  Global tercüman insanların yapay zeka ile diyaloğa geçişleri için iyi bir başlangıç noktası olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-3662284447037200541?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/3662284447037200541/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=3662284447037200541&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/3662284447037200541'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/3662284447037200541'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/09/global-tercuman.html' title='Global tercüman'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-392227468235631110</id><published>2009-08-25T18:21:00.002+02:00</published><updated>2009-09-08T13:09:18.670+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Teknoloji-Genel'/><title type='text'>AMD'den İstanbul tasarımı</title><content type='html'>AMD firmasının tasarladığı işlemci sistemlerine kod adı olarak dünyanın önemli şehirlerinin isimlerini verdiğini bilmiyordum. Piyasaya yeni çıkacak olan 12 çekirdekli işlemci ile ilgili haberi okurken "Istanbul dice" ifadesini görünce dikkattimi çekti. AMD'nin son tasarladığı 6 çekirdekli sistemin kod adı İstanbul. Bu sistemden 2 adet kullanarak da 12 çekirdekli işlemciyi üretecekler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-392227468235631110?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/392227468235631110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=392227468235631110&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/392227468235631110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/392227468235631110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/08/amdden-istanbul-tasarm.html' title='AMD&apos;den İstanbul tasarımı'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-531088052958467058</id><published>2009-08-21T17:50:00.005+02:00</published><updated>2009-09-08T13:09:44.942+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Politik'/><title type='text'>Demokratik açılım süreci ve PKK</title><content type='html'>Hükümet demokratik açılım sürecini başlattığından beri yeni bir cephenin oluştuğunu görüyoruz. Aslında cepheye dahil olan kesimler yeni değil ama tavır tutumları yeni sayılabilir. Eskiden söyledikleri ile çelişmek pahasına içeriğini bile bilmedikleri demokrasiyi geliştirme girişimine karşılar. Hatta olayı MGK'yı kınamaya kadar da vardırabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreci baltalamak için sistematik bir çalışma olduğu belli. Süreci "Kürt Açılımı" olarak adlandırarak yapılanları tek bir etnik grupla ilişkilendirmekle kalmayıp  bir de girişimi PKK ile barış anlaşması hatta PKK'ya teslimiyet olarak lanse etmeye çalışıyorlar. Bu çabaların neresinde iyi niyet aranabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle kendileri ile çelişiyorlar. Bu cepheye sorulması gereken sorular var. Siz PKK'yı bugüne kadar demokratik hakların savunucusu olarak mı görüyordunuz? Siz PKK'yı bugüne kadar Kürt halkının temsilcisi olarak mı görüyordunuz? Bugün sergilenen tavır bu soruların cevaplarının "evet" olmasını gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK'yı bir terör olarak kabul edenlerin bu örgütü, adı demokratik açılım olan bir süreç ile ilişkilendirilmesi söz konusu olamaz. Ancak süreç içerisinde PKK  teröristlerine  af  girişimlerine karşı olmak başka birşey. Bunu süreçten ayrı tutup karşı mücadele verilse o zaman neyi savunduklarını anlamakta zorluk çekmezdik. Mevcut tutumaları ile PKK'nın bunca sene uğraşıp da yapamadığını yapıyorlar. Toplumu Kürtlere karşı kışkırtıyorlar.  Bu durumda onlar varken PKK kendini lağvetse yeridir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-531088052958467058?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/531088052958467058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=531088052958467058&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/531088052958467058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/531088052958467058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/08/demokratik-aclm-sureci-ve-pkk.html' title='Demokratik açılım süreci ve PKK'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-2092846985545784881</id><published>2009-08-21T11:23:00.005+02:00</published><updated>2009-09-08T13:11:46.979+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi-Macera'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Teknoloji-Genel'/><title type='text'>Teknoloji destekli gezi denemesinin ardından - 3</title><content type='html'>Ziyaret edeceğimiz şehirlerde görülmeye değer mekanların sadece isimlerini tespit etmek yeterli değildi. Tam olarak konumlarını orada keşfetmek çok zaman kaybettirebilirdi. Bu sebepten &lt;a href="http://maps.google.com/"&gt;"Google Maps"&lt;/a&gt; de uydu görüntülerini de kullanarak konum tespiti yaptım. Gidilecek yerin etrafındaki caddelerin isimlerini tespit ettim. Çünkü genelde navigasyon cihazına cadde adı vermemiz gerekcekti. Daha sonra bu cadde adlarını navigasyon cihazına girerek en yakın park yerlerinin tespitini yaptım ve bu park yerlerini hedef olarak kaydettim. Bu genel olarak bizi park yeri arama derdinden kurtaracaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemek yenilecek yerleri orada keşfetmek tabii ki daha hoş olurdu. Ancak İtalya'da da Türkiye'de olduğu gibi turistleri kazıklama adeti var. O yüden önceden seçenekleri belirlemekte fayda vardı. "Wikitravel" da yararlı bilgiler ve deneyimler mevcuttu. Bu arada &lt;a href="http://www.tripadvisor.de/"&gt;"TripAdvisor"&lt;/a&gt; sitesi de hem restoran hem de aktivite seçenekleri konusunda yararlı bir kaynak oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Floransa ve Venedik'e araba ile girmenin başa dert olduğunu öğrendim. Park yeri bulmak zor, bulunsa aşırı pahalı. Bir de trafiğe limitli alanlara girme tehlikesi yüksek. Farketmeden bu alanlara girerseniz o bölgedeki kameralar birer birer plaka tespiti yapıyor. Yakalandığınız her kamera için ayrı ceza var. Siz olayı farkedip o bölgeyi terkedene kadar kesinlikle birden fazla kameraya yakalanmış oluyorsunuz. Arabayı Prato'da bırakıp Floransa'ya tren ile gitmeye karar verdim. Aynı şekilde Venedik'in ada olan asıl kısmını ziyaret ederken de arabayı Mestre'de bırakıp tren ile gidecektik. Ana tren istasyonlarını Google ile arayıp bulmak sorun olmadı. Ancak zaman ve hat planları için İtaylanca sitelerde dolaşmam gerekti. Aynı şekilde Venedik'te büyük kanalı gezmek için en elverişli hattı da  (1 numaralı hat) tespit ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm ön çalışmaların sonunda detaylı bir zaman planı oluşmuştu. Gidilecek hedefler tam konum olarak belirlenip navigasyon cihazına kaydedilmişti. Otel rezervasyonları yapılmıştı. Planlama anlamında herşey hazırdı. Sıra gezi esnasında kullanılacak yazılım ve donanıma gelmişti. En büyük yardımcımız Becker marka navigasyon cihazı idi. Türkiye dahil 44 ülkeyi içeriyor. Ayrıca TMC (Traffic Management Control) gayet iyi çalışıyordu. Yol boyu heryerde radyo sinyalleriyle yol durumu bilgilerini alıp kaza ve trafik sıkışıklığı gibi durumlarda alternatif rotalar üretti. İkinci önemli donanım ise HTC Diamond cep telefonum idi. Oldukça küçük ve ince olan bu telefon üzerinde Windows Mobile 6, kablosuz internet imkanı, tüm sitelere bu küçük telefondan sorunsuz ulaşan zoom özellikli Opera web tarayıcı ve GPS işlevi mevcut. Hafızasında tüm batı Avrupa'nın haritası mevcut. Yürüyerek gezerken yol bulmakta en iyi yardımcımız olacaktı. Ayrıca üzerinde Adobe Acrobat ve Microsoft Office Mobile olduğu için gezi planı ve yardımcı bilgi dökümanlarına her yerde direk cep telefonundan ulaşabilecektim. İlave olarak &lt;a href="http://www.beiks.com/"&gt;"Beiks"&lt;/a&gt; den İtalyanca-İngilizce sözlük uygulaması ekledim. Bu sözlük hem iki dil arasında karşılıklı kelime çevirisi yapabiliyor hem de günlük hayatta kullanılabilecek temel cümleleri içeriyor.  "GPSToday" ürünü ise telefona yeni nesil fotğraf makinası özelliği kazandırdım. GPS destekli fotoğraf makinası konseptinde fotoğrafı çektiğinizde "JPEG" formatındaki fotoğrafınızın metadatasına EXIF başlığı  ile fotoğrafın çekildiği koordinat bilgilerini ekleniyor. Bu sayede fotoğrafları uygun bir siteye yüklediğinizde ( &lt;a href="http://www.panoramio.com/"&gt;"Panoramio"&lt;/a&gt; , &lt;a href="http://www.flickr.com/"&gt;"Flickr"&lt;/a&gt; )  dünya haritası üzerinde bir fotoğraf albümüne sahip olmuş oluyorsunuz. Bu da "ben bu fotoğrafı nerede çekmiştim" diye düşünme derdine son veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu planlama ve hazırlık çalışmalarının sonucunda gezinin hedeflerinin %85 oranında gerçekleştirildiğini söyleyebilirim. Planı yer yer aksatan unsurların başında insan faktörü geldi. İki çocuk ile zaman planlarına tam uyabilmek kolay değil. Zaman planına uyacağız diye kendimizi strese sokmanın da anlamı yoktu. Diğer unsur da İtalya'nın bir Akdeniz ülkesi olması idi. Herşeyin söylenen yerde ve zamanda olması beklenemezdi. Bazı süprizler olması kaçınılmazdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-2092846985545784881?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/2092846985545784881/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=2092846985545784881&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/2092846985545784881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/2092846985545784881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/08/teknoloji-destekli-gezi-denemesinin_21.html' title='Teknoloji destekli gezi denemesinin ardından - 3'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-7427014735209073313</id><published>2009-08-18T11:41:00.013+02:00</published><updated>2009-09-08T13:10:49.336+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>3G teknolojisini doğru anlamak</title><content type='html'>Kaç G olduğunun şu an artık önemi yok ama mobil cihazlarda genişbant internet erişimine dayalı ürünler ardı ardına gelip pazarda kendilerine yer edinmeye çalışıyorlar. Türkiye'de de 3G teknolojisi geç de olsa hizmete sunuldu. Ben zamanında 3G teknolojisinin Türkiye'de biran önce hizmete sunulmasını şiddetle savunmuştum. Üstelik Avrupa'da 3G teknolojisinin bu alana yatırım firmalara ne büyük hayal kırıklıkları yarattığını bile bile. Çünkü Türkiye'de 3G teknolojisinin tartışılmaya zamanlar bu teknolojinin kullanımının doğru yorumlanmaya başlanması dönemecine denk gelmişti. Yine de 3G konusunda geç kalınmasının Türkiye'nin yararına olduğunu söyleyenlere hak verecek değilim. Belki 3G teknolojisinin doğru anlaşılmasını sağlayacak yaklaşımlar çok daha önce Türkiye'deki beyinlerden gelecekti . Olaya böyle bakarsak şanslı değil ama önemli bir fırsatı kaçıracak kadar şanssız olduğumuz da düşünülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3G teknolojisinin sembolü cepten görüntülü konuşma imkanı olmuştur. Aynı durum Türkiye'de de yaşandı. Sanırım görüntülü konuşmanın insanlarda hayret uyandıracağı varsayımına  dayalı bir pazarlama yaklaşımıydı bu. Halbuki görüntülü konuşma büyük bir satış patlaması yapacak bir ürün değildi. Avrupa'da bu durum çok önceden tecrübe edildi. Almanya'da telefonlarımızda görüntülü konuşma imkanımız uzun süredir mevcut.  UMTS uzun süredir kullanımda. Ama kimse görüntülü telefon görüşmesi yapmıyor.  Peki bu durum süpriz mi? Bence SMS bu kadar popüler ise bu durum kesinlikle süpriz değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim teknolojileri gelişip derinleşirken insanların birbirleri arasındaki birebir iletişimleri ise daha sığ ve cılız bir hal alıyor. Dolayısıyla iletişim teknolojilerini insaların arasındaki birebir iletişime endekslemek doğru bir yaklaşım olmasa gerek.  Geleceğin dünyasında asıl iletişim yükünü yaratan insanların kendi aralarındaki iletişimleri değil etraflarındaki unsurların iletişim ihtiyaçları olacaktır. Akıllı evler, arabalar, tam otomasyon alışveriş ortamları ... İnsanların arasındaki doğrudan iletişim de dolaylı iletişim ile yer değiştiriyor. Örneğin kişi telefon ile servis almak yerine online hizmeti tercih ediyor.  Yada çalışanlar müşteriler ile yüzyüye görüşmek bir yana telefonda dahi görüşemez hale geliyorlar. Aralarına web arayüzünden başlayıp "backoffice" uygulamalarına giden çok katmanlı ve bir çok prosesten oluşan bir sanal duvar örülüyor. İletişim imkanlarını kullanan ve asıl yükü oluşturan ise bu duvar oluyor. Bunlar iyi yada kötü olarak yargılanabilecek şeyler değil sadece bilgi çağının gerçekleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3G teknolojisinin insan hayatına neler katabileceğini analiz ederken de asıl ele alınması gereken bireyin etrafındaki dolaylı iletişim ortamları olmalıdır.  Örneğin telefon üzerinden çok daha hızlı ve kapsamlı yürüyecek olan online hizmetler kesinlikle görüntülü telefon görüşmesine göre daha faydalı algılanacaktır. Doğru anlaşılması gereken bu gerçek aslında DSL dahil olmak üzere tüm genişbant ürünleri için de geçerli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3G'yi diğer genişbant ürünlerden ayıracak unsurları doğru anlamak da ayrıca önemli. Bu nokta da cep telefonumuzun günlük hayatımızdaki yerine bir göz atmak faydalı olur. Cep telefonlarımız bugün en başta gelen kişisel eşyamız haline geldi. Neredeyse hiç yanımızdan ayırmıyoruz. Kimisi mücevher kaplamalı olanı, kimisi canlı renkli dış görünüşü olanı, kimisi elbisesine aksesuar olacak olanı tercih ediyor. Yeni nesil cep telefonlarında hep yanımızda bulunmasını isteyeceğimiz bilgileri de depoluyoruz. İşte 3G teknolojiler de her an heryerde kullanıma hazır özelliği ile kişiye cep telefonu kadar yakın olacak. Bu durumda 3G ürünlerinde kişiselleştirme ön plana çıkacaktır. Öte yandan 3G kullanıcının en kişisel bilgilerini (GPS destekli bir telefonda konum bilgisi de dahil olmak üzere) internete açacağı için cep telefonunda veri güvenliği üzerine geliştirilen ürünler de önem kazanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3G teknolojisinin kablolar ile ulaştırılan genişbant ürünleri ikame etmesi düşünülemez yada düşünülmemeli. Hatta Wi-fi teknolojisini bile 3G ile ikameye kalkışmamak gerek. Frekans sınırlı bir kaynaktır hem de çok sınırlı bir kaynak. 3G ve onu takip edecek teknolojiler bu sınırlı kaynağın sadece bir kısmını yani belli frekans spektrumlarını kullanacaklardır. Sınırlı kaynağın tam da lazım yerde kullanılması çok önemlidir. İnternet kullanıcıları üç gruba bölünebilir. Sabit konuma sahip olanlar, göçebe olanlar (belli zamanlarda belli sabit konumlara taşınanlar) ve seyyar (mobil ) olanlar.  3G üçüncü gruba hitap eden bir teknolojidir. Bu gruplandırma kullanıcıları statik olarak sınıflandırmamaktadır. Bir kişi farklı zaman dilimlerinde farklı gruplara dahil olabilir. Kullanıcı hareket halinde iken ve wi-fi bulamadığı durumlarda üçüncü gruba dahil olabilir. Bu durumda her kullanıcının 3G müşterisi olma ihtimali vardır. O zaman 3G'nin diğer genişbant ürünleri ikamesi temalı pazarlama faaliyetleri anlamsızdır ve de yanlış istikamette çabalardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son olarak otomotiv başta olmak üzere taşıma araçları(tren, otobüs, tır v.s.) endüstrisine temas etmek lazım. Mobil kullanım ile birebir alakalı olan bu sektörde 3G teknolojisinin konumlanması ile ilgili büyük eksiklik var. 3G ve takipçisi teknolojiler uzun vadede kendi kendine yol alabilen araçların üretilmesinin önünü açacaktır. Ancak ondan önce de insanlara 3G yardımı ile mobil ortamlarda sunulabilecek hizmetler var. Arabalarda eğlence sistemleri, navigasyon sistemleri ve metini sese dönüştürme, ses algılama destekli web tarayıcıları 3G kullanılacak araç gereçler olacaklardır. Toplu taşıma araçlarında ise 3G ile sağlanan erişimi wi-fi ile dağıtan sistemlere ihityaç vardır.  Bana göre 3G operatörleri yanlış pazar alanlarını zorlamak yerine bir an önce bu alana odaklanmalıdırlar. Operatörlerin kullanıcılarına cep telefonu hediye etmesine yada satmasına alıştık. İleride otomobil yada otomobil için ilave opsiyon hediye etmeleri ihtimal dışı değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-7427014735209073313?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/7427014735209073313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=7427014735209073313&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/7427014735209073313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/7427014735209073313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/08/3g-teknolojisini-dogru-anlamak.html' title='3G teknolojisini doğru anlamak'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-8335999109837269304</id><published>2009-08-18T09:55:00.007+02:00</published><updated>2009-09-08T13:11:46.980+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi-Macera'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Teknoloji-Genel'/><title type='text'>Teknoloji destekli gezi denemesinin ardından - 2</title><content type='html'>Sabrımızı, zamanımızı ve de yakıtımızı boşa tüketmemek için optimize bir rota yapmak önemliydi. Kuzey İtalya'da görülmeye değer yerler bir yerde toplanmamıştı. Hem Akdeniz hem de Adriyatik kıyılarında hedef olarak belirleyeceğimiz yerler vardı. En iyi seçenek bir kıyı tarafından girip diğerinden çıkmak gibi gözüküyordu. Frankfurt'dan direk güneye inerek Cenova üzerinden Akdeniz kıyılarına yol almak en kısa yoldu. Ana rota belli olduktan sonra rota üzerindeki şehirleri gözden geçirmeye başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma yaparken temel iki kaynağım &lt;a href="www.wikipedia.org"&gt;"Wikipedia"&lt;/a&gt; ve "&lt;a href="http://wikitravel.org"&gt;Wikitravel"&lt;/a&gt; idi. İki web sitesi de detaylı bilgi sağlamaktan çok uzak ama  doğru bilgileri edinmek için gerekli şablonları ve ipuçlarını sunuyorlardı. Bu sitelerden aldığım ipuçlarını "Google" da yaptığım araştırmalar ile detaylandırdım. Araştırmayı genel olarak İngilize, Türkçe ve Almanca olarak yapsam da İtalyanca sitelerden de yararlandım. Birincisi latince kökenli bu dile yabancılık çekmedim. Ama metinleri anlamak noktasında &lt;a href="http://www.google.com/language_tools?hl=en"&gt;"Google Translator"&lt;/a&gt; da çok faydalı oldu. Bu arada  da gezide işime yarayacak bir çok İtalyanca kelime öğreniyordum.  Bu sayede büyük şehirlerdeki park sorununu ve trafiğe limitli açık alanlara girmenin cezalarını öğrendim. Ayrıca arabayı bırakıp toplu taşıma kullanacağımız noktalardaki tren hatlarını ve tarifeleri tespit edebildim. Bunları yerinde keşfetmenin maliyeti zaman ve para olarak oldukça yüksek olabilirdi. Özellikle trafik cezaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu gezilecek görülecek yerler ise uyanık olmak lazım. Sırf ilgi çeksin diye bazı mekanlara abartılı anlamlar yüklenebiliyor. Örneğin Verona'da "Juliet'in balkonu" denen bir yer varmış. Kulağa ilginç geliyor ama biraz araştırınca bunun "Romeo ve Juliet" ile hiç alakası olmadığını  ve turist çekmek amacıyla uyanık İtalyanlar tarafından uydurulduğunu öğreniyorsunuz. Bir mekanın broşürlerdeki yanıltıcı fotoğraflar dışında daha gerçekçi fotoğrafarını görmek için &lt;a href="http://www.panoramio.com/"&gt;"Panoramio"&lt;/a&gt; birebir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana rotamız ve rota üzerinde görülmeye değer yerler tespit edildiğinde gezi planının taslağı da oluşmaya başlamıştı. Sıra katedilecek yol hesabına bağlı olarak konaklama noktalarının tespitine gelmişti.  Otel araştırmalarında kesinlikle en önemli yardımcım "&lt;a href="http://www.hrs.de/web3/?client=en__NEXT"&gt;HRS"&lt;/a&gt; oldu. &lt;a href="http://www.expedia.de/"&gt;"Expedia&lt;/a&gt;" dan hiç verim alamadım. "Expedia" paket turlar konusunda zengin olabilir ama son dakika otel rezervasyonunda başarılı değildi. Özellikle iki çocuklu aile örneğinde. Ayrıca "Expedia" bana göre manupülasyonlara çok açık. Kurnazca ve yanıltıcı pazarlama taktiklerine fırsat veriyor. Telekomünikasyon işlerinden gelen tecrübemle ne tür dolaplar çevrildiği konusunda fikrim var. Bu kendi başına ayrı bir yazı konusu. "HRS"deki otel sayısı sınırlı da olsa insan aradığını buluyor. Otel araştırmaları sonucu ilk durağı Cenova yerine Como olarak değiştirdim. Çünkü Cenova'da otellerin park yeri imkanları içaçıcı değildi. Ayrıca Lucca'daki otellerin deniz turiziminden nasiplenerek fiyatları abartması Pisa ve Floransa gezilerinin merkezine iç kesimde bulunan Prato'daki bir oteli koymama sebep oldu. Buradan bütün Toskana bölgesine rahatlıkla günü birlik gezi imkanları vardı. Otel rezervasyonlarını "Garantili rezervasyon" şeklinde yaptım. Bu sayede otele gece istediğim vakitte ilk girişi yapabilecektim. Aksi takdirde akşam saat altından sonra rezervasyon iptal olabiliyor.  Garantili rezervasyon yapmak için kredi kartı bilgisi vermek gerekiyor. Hiç gidilmez ise ilk gecenin bedeli kredi kartında tahsil ediliyor. Her ne kadar saatlik bazda detaylandırılmış bir gezi planı yapsam da otele ilk giriş saati konusundaki bu esnekliğe ihtiyacımız vardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-8335999109837269304?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/8335999109837269304/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=8335999109837269304&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/8335999109837269304'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/8335999109837269304'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/08/teknoloji-destekli-gezi-denemesinin_18.html' title='Teknoloji destekli gezi denemesinin ardından - 2'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-2843571766968499517</id><published>2009-08-16T15:29:00.010+02:00</published><updated>2009-09-08T13:11:46.980+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Gezi-Macera'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Teknoloji-Genel'/><title type='text'>Teknoloji destekli gezi denemesinin ardından - 1</title><content type='html'>Bu yaz tatil yapmak için pek fırsatım yoktu. Daha doğrusu Almanya dışında uzun süre kalabilme imkanım yoktu. En fazla bir hafta. Türkiye'ye gitmek üzere planım yoktu. Almanya içinde yaz tatilini de pek düşünemiyorum. Hele de bu seneki garip hava durumu eşliğinde kesinlikle düşünemiyorum. Kimisi için hava durumu farketmez. Asıl olan "kalıbı dinledirmektir" nihayetinde. Ancak benim tatil anlayışım farklı. Mümkün olduğunca çok ve de mümkünse yeni aktivite olmalı. Bu açıdan bakılırsa benim tatil anlayışım kalıbı daha da bir yorabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki çocuk ile yurtdışı tatili ve sadece bir hafta süre. Hiç de kolay olmayacağını tahmin ediyordum. Kimsenin tam tatmin olmayacağı baştan belliydi. Asıl önemli olan kimsenin sonuçtan memnun olmayacağı bir sonuç elde etmemekti. En iyisi tatili es geçmek gibi düşünülebilirdi ama mekan değişikliğine de ihtiyacımız vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir planlama ile verimli bir tatil geçirilebileceğini düşünürüm hep. Olayları baştan akışına bırakırsak iyi bir tatil geçirebilmek de şansa kalmış demektir. Tatil bütçesi büyük ise işler belki biraz daha kolaydır. Ancak parayı alın teri ile kazanıyorsanız bu sefer de bu tatile bu kadar para verilir miydi düşüncesi insanın tadını kaçırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir plan yapabilmek için bol miktarda veriye ihtiyaç vardır. Orta da bir sürü bilinmez varsa onun adı plan değil "körün gözüne" olur. Amacımız daha önce gitmediğimiz bir yere gitmekti. Üstelik geziyi bir tek otel yada bir tek şehirle sınırlı tutmak niyetinde değildim. Yani söz konusu olan bilmediğimiz bir ülke idi. Hatta dilini bile bilmediğimiz bir ülke. Plan oldukça kısa tutulabilirdi: "Bir tur paketi satın alalım." Bu da benim tarzım değil. Kendim yapmalıyım ve yaparken de öğrenmeliyim. İşin başında bir çok bilinmez ve yapılacak bir çok işle karşı karşıyaydım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moral bulmak için önce elimdeki avantajları gözden geçirdim. İngilizce konuşabilmem kesinlikle büyük bir nimetti. İşimde, projelerimiz dünyanın farklı yerlerinden bir çok ülkeyi kapsadığı için oturduğum yerden bir ülkede varolanları yada olup bitenleri öğrenemeye aşinaydım. İnterneti etkili bir biçimde kullanabiliyordum. Navigasyon teknolojisini Palm'ın ilk modellerinden beri takip ediyordum. (O zamanlar TomTom işin başında idi.) Bilinmezleri aşabilmek için teknolojiyi etkili biçimde kullanabilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak nereye gideceğimizi tespit etmemiz gerekiyordu. Bu sadece benim değil ama beraber vereceğimiz bir karardı. Benim yapmam gereken ise karar verebilmek için veri toplamaktı. Son anda bir yaz tatiline karar verdiyseniz uçak bileti fiyatları cebinizi yakabilir. Havayollarının erken rezervasyona dayalı pazarlama yaklaşımları bence çığrından çıktı. Bu sebepten arabaya atlayarak gideceğimiz bir hedef belirlemek gerekiyordu. Avrupa'nın göbeğinde olunca insanın çok seçeneği oluyor. Hedefi belirler iken yolda geçecek süreleri hesaplamak gerekiyordu. Tatilin çoğu yollarda geçmemeliydi. Yada bezdirici uzun saatler süren yolculuklarla işin tadı kaçmamalıydı. İspanya, İzlanda gibi ülkeler bu sebepten  elendi. Yolda geçecek süreleri hesaplarken &lt;a href="http://www.de.map24.com/"&gt;"Map24"&lt;/a&gt; web sitesini kullandım. "Map24" sadece rotaları hesaplamıyor aynı zamanda yol çalışmaları gibi trafik sıkışıklığına neden olacak unsurları da gösteriyordu.  Sonuçta iki makul seçenek olarak elimde Fransa ve İtalya kaldı. Bu durumda hava durumlarına da bakmam gerekiyordu. Çünkü çocuklar için deniz, kum ve plaj önemliydi. &lt;a href="http://www.t-online.de/"&gt;"T-Online"&lt;/a&gt; sitesindeki hava tahmini bilgileri bana göre hem işlevsel hem de güvenilir. Fransa'nın güneyinde bizim düşündüğümüz zaman aralığında hava o kadar da güzel değildi. Böylece hedefimiz belirlenmiş oldu. İtalya daha doğrusu Kuzey İtalya.Hedefi belirlerken konaklama giderlerini de karşılaştırdık.  Ama bir haftalık tatilde büyük fark yaratacak bir durum yoktu. Karar vermede etkisi çok fazla olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedef belirlendikten sonra gezi planı oluşturmaya başladım. Gezi planı kaba taslak birşey olamamalıydı. Geziyi gün gün ve saat saat planlamayı düşünüyordum. Bir anlamda öncelikle sanal bir gezi gerçekleştirecektim. Ardından ise gerçeğini.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-2843571766968499517?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/2843571766968499517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=2843571766968499517&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/2843571766968499517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/2843571766968499517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/08/teknoloji-destekli-gezi-denemesinin.html' title='Teknoloji destekli gezi denemesinin ardından - 1'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-3352808307288272242</id><published>2009-08-16T15:05:00.004+02:00</published><updated>2009-09-08T13:15:31.902+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Yaz temizliği</title><content type='html'>İnsana zamanın ne kadar çabuk geçtiğini hatırlatacak çok işaret var etrafımızda. Yine de şu 'blog' sitesinin  bunlardan birisi olduğunu  görmek şaşırttı beni. En son yazdıklarımı daha dün gibi hatırlıyorum. Kısa bir ara verdim diyordum. Ama yazıların giriş tarihine bakılırsa iki sene geçivermiş. Ve o alışıldık cümle dökülüyor insanın ağzından: "Zaman ne kadar çabuk geçiyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem zaman bu kadar hızlı akıp gidiyor ve ömür bu kadar hızlı  tükeniyor;  o zaman yazmak ertelemeye gelmez. Hangi dilde yada hangi konular hakkında olduğu önemli değil. Kayıt altına alınması gereken kayıt altına alınmalı. Ertelemeden, unutmadan ve de daha sonra başka duygular eşliğinde tekrardan yorumlamaya fırsat vermeden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Blog' da yaz temizliği yaptım. Başlığı değiştirdim. Tek bir alanda değil ama herşey hakkında yazmak üzere tekrardan yazmaya başladım. Devamlılığı sağlayabilecek miyim bilmiyorum. Yazacak birşeyim olmadığımdan değil ama yazmak konusunda bir türlü istikrarı sağlayamadığımdan. Üstelik oniki yaşımdan beri değişik vesilelerle değişik kişilerce bu konuda teşvik edilmeme rağmen. Bir ay önce içine girdiğim otuzüçüncü yaşımdan söz konusu istikrarı sağlamak adına umutluyum. Deneyip görelim ...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-3352808307288272242?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/3352808307288272242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=3352808307288272242&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/3352808307288272242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/3352808307288272242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2009/08/yaz-temizligi.html' title='Yaz temizliği'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-3486672676726584297</id><published>2007-05-24T01:02:00.000+02:00</published><updated>2009-09-08T13:12:32.685+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>DTAG Grevinin Düşündürdükleri</title><content type='html'>DTAG, 50000 çalışanın  çalışma yeri, saatleri ve  ücretlerini değiştirecek bir planı uygulamaya koymak üzere. Çalışanlar ise planının uygulanmasını engellemek üzere grevde. Söz konusu plan da, grev de bir süredir gündemde. Ancak ISDN PRI hattımız aniden çalışmaz olup, DTAG'den de zamanın da dönüş alamayınca olayların daha bir farkına vardık. DTAG yöneticilerinin dediği gibi grev müşterileri yaralıyor ve rakiplerin işini kolaylaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DTAG, 50000 kişi üzerinde bu planı uygulamak noktasında kendine göre haklı sebeplere sahip. Herşeyden önce onlar bu planın amacının 50000 kişiye bir süre daha iş garantisi sunmak olarak görüyorlar. Bu plan uygulanamaz ise belki 50000 kişi değil ama yine de ciddi sayıda eleman tamamen işsiz kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelinen nokta telekomünikasyon teknolojilerindeki gelişimin doğal bir sonucu. Sistemlerin tamamen dijitalleşmesi, sistemlerin merkezi yönetim imkanlarının artması, yedek sistemler kurmanın  maliyetinin düşmesi buna bağlı olarak da acil müdahale ihtiyaçlarının azalması, faturalama ve tahsilat başta olmak üzere iş proseslerinin internetin de yardımı ile otomatikleşmesi gibi gelişmeler telekom operatörlüğünün çok daha az elemanla yapılabilir bir iş olması sonucunu doğurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DTAG, büyük yatırım yaptığı teknolojik yenilenmenin insan kaynakları politikasına etkilerine kayıtsız kalamazdı. Özellikle serbestleşmiş bir pazarda kıyasıya rekabet yaşanırken böyle bir lüksleri olamazdı. İşte bu sebepten insan faktörüne "şimdilik" önemli derecede bağlı olan çağrı merkezi ve müşteri hizmetlerine 50000  çalışanını kaydırma ve bunu yaparken mesai saatlerini uzatıp, maaşlarda indirime gitme kararı aldı. Buna karşılık bu elemanlarına 2010 yılına kadar iş garantisi sunabilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DTAG planına göre işçiler yapacakları fedekarlıkla, karşı karşıya oldukları işsizlik tehlikesini birkaç sene öteleyebilecekler. Önümüzdeki senelerde IVR uygulamaları, metini sese dönüştürme ve ses tanıma uygulamaları  geliştikçe çağrı merkezlerindeki eleman ihityaçları da azalacak. Yapay zeka uygulamaları ile birlikte müşteri hizmetlerinin tümünde insan faktörü önemini yitirmeye başlaycak. Teknolojinin insanları işsiz bırakma riski önlenemez bir şekilde artacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam da bu noktada meseleyi DTAG özelinden kapitalist düzen ve teknoloji çağı ikilemine taşımak yerinde olacaktır.  Hayatın başka alanlarındaki örneklere baktığımızda da hep aynı sorunu görüyoruz. Robotların kullanımı ile birlikte fabrika işçilerinin bir kısmı işsiz kaldı. Eskiden tarımda çok yoğun insan kullanılırdı şimdi ise bilgisayar ve uydu desteği ile makinalar tarlayı kendi sürüp, kendi ekiyor, suluyor ve hatta ürünü kendi biçiyor. Telekomünikasyonda 3G ve 4G teknolojilerinden heyecanla bahsederken bu teknolojilerin kaç otobüs şöförünü, taksi şöförünü yada çöpçüyü işsiz bırakacak bir potansiyele sahip olduğunu öngörmüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalist düzende en temel kaide "ne kadar ekmek o kadar köfte" olduğuna göre bu işin sonu nereye gider. Teknoloji bir yandan insanın yapacağı işleri üstlenerek insan hayatını kolaylaştırırken insanın üretkenlik alanlarını da azaltmakta. Kapitalist düzen ise üretmeyen insana pek fazla yaşam şansı tanımıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizm  hükmünü vahşice sürdürürken, teknoloji de misyonu doğrultusunda son gaz yol alırken insanlık nereye gidecek? Görünen o ki pek hayırlı bir noktaya gidilmeyecek. Bugün henüz telafuz bile edilmemiş çok yenilikçi sosyal politikalar üretilmez ise sosyal patlamalar ufukta gözükmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bir gün kitleler makinaklara karşı isyana geçerse, kapitalizmin kaymak tabakası ne yapacak? Kitleleri kontrol altında tutabilmek için yine teknolojinin nimetlerine mi yönelecek? İşte bu nokta, DTAG grevinden Matrix filmine geçiş yaptığım noktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-3486672676726584297?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/3486672676726584297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=3486672676726584297&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/3486672676726584297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/3486672676726584297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2007/05/dtag-grevinin-dndrdkleri.html' title='DTAG Grevinin Düşündürdükleri'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-117283142992033257</id><published>2007-03-02T11:11:00.000+01:00</published><updated>2009-09-08T13:13:16.518+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>FMC ve Identity Convergence</title><content type='html'>Telekom sektöründe dikkate alınması gereken önemli trendlerden birisi de Fix Mobile Convergence (FMC). FMC başlığında şu an için varolan ürünler wifi ve gsm ağlarda çalışabilen dual telefonlar. Bu telefonlar wifi ağlara dahil olabildikleri noktalarda wifi ağ üzerinden VOIP ile çağrı başlatma ve sonlandırma yapabildiği gibi GSM ağlarda da çalışabilmekteler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FMC uygulamalarına hem sabit, hem de mobil operatörler açısından bakabiliriz. Bugün bünyesinde sabit hat ve mobil hat hizmetleri bulunduran büyük operatörler FMC için çalışmalar yürütmektedirler. British Telekom'un BT Fusion ürünü geçtiğimiz senelerde bu konudaki öncü ürünlerden birisi idi. Ürünün performansı çok iyi olmasa da BT, NGN geçişi kapsamında bu segmentteki yoluna devam edecek gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamana kadar mobil ağların, sabit hatların yerini alacağı yaklaşımı geçerli idi. Bugün ise bu ağların yakınsaması ve de içiçe girmesi yaklaşımına yönelim var. Yaklaşım değişikliği aslında ciddi bir yön değişikliği olarak görülebilir. Yolun başından beri bugün ki yaklaşımın öngörüldüğünü söylemek pek doğru olmayacaktır. Mobil operatörlerin "reseller" olarak genişbant ürünleri portföylerine eklemeleri bu duruma delil teşkil etmektedir. Bugün "reseller" olarak başladılar, yarın ise yerel ağın paylaşımı kapsamında kendi ağlarını oluşturacaklar. FMC, sadece sabit hat oparatörlerin mobil ağlara karşı varlığını sürdürme çabası değil aynı zamanda mobil operatörlerin de stratejik bir hedefi olma yolunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçtan beri birbirinin varlığını tehdit edecek kadar rakip gösterilen sabit hat ve mobil operatörleri aynı noktada buluşturan faktörler nelerdir? Meseleye sabit hat operatörleri açısından bakıldığında başından beri kendilerini mobil ağların yıkıcı rekabetine karşı korunmak adına en iyi çözümlerden birisi olarak gözükmektedir. Keza her sene birçok ülkede sabit hat abone kayıpları yaşanırken, mobil operatörler abone sayılarını her sene artırmaktaydı. Bu noktada genişbant ürünlerin yükselişi en kritik dönemeç oldu. Genişbant ürünleri sabit hatların varlık nedenlerini yeniden tanımladı. Burada VOIP başta olmak üzere NGN katkısını da unutmamak lazım. Mobil operatörler bu yeni trende kayıtsız kalamazlardı. 3G'nin de bu alanda varolabilmek için yeterli ürün çeşitliliğini sağlamayacağının da anlaşılaması üzerine mobil operatörler de FMC hedefine yöneldi. Burada yerel ağların paylaşımı düzenlemeleri dahil olmak üzere regülasyon unsurlarını da göz ardı etmemek lazım. Sabit hatlar üzerindeki tekellerin ortadan kalkması genişbant gibi ucu açık bir teknolojinini frekans aralıkları gibi sınırlı bir kaynağa endekslenmesi mecburiyetini ortadan kaldırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FMC yönelimini tetikleyen önemli unsurlardan birisi de serbestleşen piyasalarda varolan ürünlerin fiyatlarının artan sert rakabet yüzünden hızla düşmesi ve şirketlerin hem cirolarının hem de karlılıklarının hızla düşmesi. Bu düşüş hem sabi t hat hem de mobil opeatörleri etkilemekte. Piyasadaki tüm operatörler yeni ürünler üreterek abone başı gelirini (ARPU) korumak zorunda. FMC tüm operatörlere yeni bir ürün yelpazesi sunmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek teknoloji ürünlerin penetrasyonundaki başarı kullanıcı alışakanlıklarını ne derece değiştirdikleri ile çok alakalı. Varolan FMC uygulamasında kullanıcıya erişileceği zaman hangi numara üzerinden ulaşılacağı yada kullanıcının arandığında arayan numaranın (CLID) ne gözükeceği kullanıcı alışkalığı açısından bir sorun teşkil ediyor. Yakınsama vaadeden bir uygulamada bir telefona iki numara iliştirmek, üstelik de sabit hat numarasının erişilebilirliğinin değişkenliği ve hatta bazı uygulamalarda sabit hat numarası yerine VOIP numarası kullanılması yoluyla üçüncü bir numara üretilmesi ciddi bir kullanım sorunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Identity convergence" kendisine duyulan ihtiyacın hızla arttığı bir süreç. FMC 'de yaşanan birden fazla numara sorununa mesajlaşma uygulamalarındaki hesap adlarını da eklediğimiz zaman bir kişinin birçok kimiliğe sahip olduğu bir durum ile karşı karşıyayız. Email adresleri de eklendiğinde sahibinin bile takibinde zorlandığı bir kimlik yığını oluşmakta. "Identity convergence" tüm farklı kimliklerin tek bir kimlik tanımlaması altında toplanması anlamına geliyor. Bu tek kimliğin global anlamda da tek (unique) olması çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Identity convergence" farklı bir kulvarda bir süredir yaşanan bir süreç. MSN, Yahoo, Google gibi Web dünyasının büyük oyuncuları bu geçişi gerçekleştirdiler. FMC ile telekom operatörlerin gündemine düşen kimlik yakınsaması sabit ve mobil hat operatörlerine ilave olarak internet dünyasının oyuncularının da dahil olduğu yeni bir mücadele alanı olmak yolunda. Çünkü nasıl mobil ve sabit hat hizmetleri birbirini tamamlamak adına yakınsama eğiliminde ise internet de bu telekom servislerine yakınsama eğiliminde. Daha doğrusu bilişim teknolojileri toptan telekom teknolojilerine yakınsama eğiliminde. İşte bu durum telekom operatörleri için gelecekteki en önemli tehlikelerden birisi olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehlikenin açılımını doğru yapmakta fayda var. Çünkü büyük telekom operatörleri aynı zamanda internet servis sağlayıcılığı işinde oldularından ortada bir tehlike görmeyip aksine fırsat görebilirler. Oyuna dahil olan rakipler kendi başına interneti değil ama internet dünyasını bir anlamda kontrol altında tutan MSN, Google ve Yahoo ve hatta Skype gibi oyuncular. Bunların herbiri dünya devi firmalar. Ülke sınırı kavramları yok. Yaptıkları her operasyon tüm dünyada etki alanı oluşturuyor. Bugün gelinen noktada ise klasik telekom operatörlerinin ürün portföyünden daha fazlasına sahipler. Örneğin video görüşme ve daha da önemlisi gelişmiş arama motoru, resim arama teknolijisi, harita ve en yeni olarak ses arama teknolojilerini iletişim araçları ile entegre ederek ortaya çıkacak yüksek katma değerli yeni ürünler. Söz konusu oyuncular kimlik yakınsaması konusunda bir adım önde de sayılırlar. Üstelik kimlik yakınsaması sürecini bir zorunluluk yada seferberlik havasında değil kullanıcının kolay uyum sağladığı bir değişim süreci ile sağladılar. Tüm bunlar bilgisayar denen masaüstünde duran bir aletde olup biterken önce dize taşındı şimdi ise cebe sığmakta. Şimdilerde oturma odasına da yer bulmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehlike yukarıda bahsedilenlerin neresinde? Telekom operatörleri kendilerine şu soruyu sormalılar: Bugünün şartlarında tüm bu yüksek katma değerli servisleri çekersek elde kalan nedir? Benim baktığım yerden gözüken bakır ve fiber optik kablolar ve değer algılaması hızla düşen kısıtlı bir hizmet kümesi. Yakınsayan bilişim ve telekom teknolojileri büyük ve tek bir pasta olacak ise bu pastanın dilimlerinin tanziminde telekom operatörlerinin durumu global dev oyuncuların karşısında pek de parlak gözükmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küreseliciler ve ulusalcılar mücadelesinin IT&amp;amp;T versiyonu ayrı bir konu olduğu içn burada detaya girmeye gerek yok ama insanların kimliklerinin bu yüzyılda nasıl tanımlanacağının bu mücadelenin en kritik aşaması olacağı önemli. Telekom operatörlerinin kendi varlıklarını devam ettirebilmek adına FMC sürecinde kimlik yakınsaması meselesine bu perspektifte bakarak çözüm geliştirmeleri önemli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-117283142992033257?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/117283142992033257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=117283142992033257&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/117283142992033257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/117283142992033257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2007/03/fmc-ve-identity-convergence.html' title='FMC ve Identity Convergence'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116981635856986230</id><published>2007-01-26T13:57:00.000+01:00</published><updated>2009-09-08T13:13:23.900+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>TEİAŞ İhalesine Alternatif Yorum</title><content type='html'>&lt;style&gt;  &lt;!--   @page { size: 8.5in 11in; margin: 0.79in }   P { margin-bottom: 0.08in }  --&gt;  &lt;/style&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;TEİAŞ ihalesi, Türkiye'nin iletişim altyapısını kuvvetlendirecek yeni bir sürecin başlanıgıcı olarak görülebilir. Ancak sektörün içinden seslendirilen bazı görüş ve yorumlar göstermektedir ki alternatif operatörlerin baktığı yerden ise ihale süreci tam aksi yönde olumsuz algılanmaktadır. Somut bilgileri tekrar hatırlamak suretiyle ihalenin alternatif bir yorumunun yapılmasının tartışmalara olumlu bir katkısı olacaktır.   &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;Özelleştirme ve serbestleşme öncesi dönemde telekomünikasyon altyapısı tesisi yükü tamamen Türk Telekom A.Ş.'nin üzerinde iken bugün Altyapı İşletmeciliği Hizmeti (AİH) lisansı alan firmaların da ulusal altyapıyı genişletmesinin önü açılmıştır. AİH lisansları, yasal zemini oluşturmakla beraber tek başına çok küçük bir adımı teşkil etmekteydi. Zira altyapı tesisi ve bu altyapının işletilmesi, UMTH yada ISP gibi faaliyet alanlarına göre çok daha zahmetli ve büyük yatırımlar gerektiren bir faaliyet alanıdır. Özellikle iletim hatlarının oluşturulması bu işin en kritik parçası olmakla beraber  işin kendisi başka uzmanlık alanlarına girmektedir. Bahsettiklerimiz, toprağı kazmak, direk dikmek yada denizin altına altına kablo döşemek gibi işler. İşte bu sebepten altyapı işlerinde uzmanlaşmış sektör dışındaki kurum ve kuruluşların -ki bunların önemli bir kısmı kamu kurumları- sürece dahil edilmesi hızlı yol alabilmek adına hayati önem taşımaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;Elde edilen hakların yanlış yorumlanması sonucu başka kurum ve kuruluşların hakkını ihlal etme noktasına gelinmesi elbette söz konusu kurum ve kuruluşların süreçten uzak durmasına neden olacaktır. Öncelikle “Geçil Hakkı Yönetmeliğinin” doğru bir şekilde yorumlanmasına ihtiyaç vardır. Geçiş hakkının tanımı, yönetmeliğin 4. maddesinin (a) bendinde şu şekilde yapılmıştır:&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;“&lt;i&gt;Geçiş Hakkı: İşletmecilere, telekomünikasyon altyapısını kurmak, kaldırmak, bakım&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;ve onarım yapmak ve benzeri amaçlar ile kamu ve özel mülkiyet alanlarının altından,&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;üstünden, üzerinden geçmeleri için tanınan ayrıcalıklı hakları,”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Altyapı işletmecilerine sağlanan hak, mülkiyet alanlarının altından ve üzerinden geçmelerine ayrıcalık tanınmasından ibarettir. Bu tanım, herhangi bir kamu kurumuna sahip olduğu bir altyapı öğesini, altyapı işletmecilerine ticari mantığın dışında kullandırtma zorunluluğunu getirmemektedir. Sadece altyapı işletmecilerinin kendi altyapı öğelerinin tesisine imkan sağlanması yükümlülüğünü getirmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;Yine aynı yönetmeliğin ilkeler kısmında esas alınan ilkelerin en başındaki iki madde şu şekildedir:  &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;“&lt;i&gt;a) Ülke kaynaklarının etkin ve verimli kullanılması,&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;i&gt;b) Etkin ve sürdürülebilir rekabet ortamının sağlanması,”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İhaleye konu olan fiber lifler hakkındaki bir yanlış alıgılamayı da düzeltmekte fayda var.  TEİAŞ, TTAŞ 'a hususen bir kablo çektirmiş değildir. TEİAŞ, yüksek gerilim hatlarına topraklama hattı çekerken içerisinde fiber lifler de bulunan kabloları (OPGW kablolar) tercih ederek ileriye dönük akılcı bir yatırım yapmıştır. Bu aşamada TTAŞ (o zamanlar muhtemelen  PTT) maliyetlerin bir kısmına ortak olarak yani bu yatırıma ortak olarak, fiber kılların bir kısmını kullanma hakkını elde etmiştir. Dolayısıyla kabloyu çeken TEİAŞ'dır. TTAŞ da bu kablolara zamanında yatırım yapmıştır.Aynı kablo içerisinde TTAŞ ve TEİAŞ'nin tasarrufunda olan fiber lifler vardır. İhaleye çıkarılan fiber lifler ise TEİAŞ'nin tasarrufunda olanlardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şimdi, ihaleye yukarıdaki somut bilgiler ışığında tekrar bakarsak TEİAŞ, kendi tasarrufunda olan bir değeri kiralama yöntemiyle ticari kullanıma açmıştır. Bunu da gerekli yasal izinleri sahip her firmaya açık bir ihale ile ve açık pazarlık yöntemiyle gerçekleştirmiştir. Kısacası elindeki bir yatırımını ihale yöntemi ile en yüksek değerden kiralayarak yüksek gelir elde edip kamuya kendi alanında yarar sağlamış ve bunu açık pazarlık ile yaparak telekomünikasyon alanındaki rekabeti zedelememiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;AİH lisanslarına göz attığımızda karşılaştığımız somut veriler şunlar: AİH işletmecisi firma sayısı TTAŞ dışında sadece 7 adettir. Bunlardan ikisi GSM operatörü firmalara aittir. Geriye kalan firma sayısı 5 adet. Bu 5 firmanın her biri sadece belli bir bölge için işletme lisansı almıştır. UMTH ve ISP'ler açısından baktığımızda altyapı işletmeciliği lisansı alan Koc.net'in tek yetkili olduğu bölge Akdeniz. Bunlar Telekomünikasyon Kurumunun web sitesindeki bilgilerdir. Eğer bu bilgilerde bir güncelleme sorunu yok ise bugün TTAŞ'nin altyapı hizmeti tarifesinden şikayetçi olan firmaların çoğunun bu işe kendilerinin dahil olması gibi bir girişimi yoktur. Geriye kalanlar ise ihaleye katılıp kıyasıya rekabet etmiş ve en yüksek ücreti ödeyenler ihaleyi kazanmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tabloya baktığımız zaman TTAŞ de dahil olmak üzere ihalede iddialı olan firmaların bu fiber liflere stratejik açıdan ihtiyacı olabilir. TTAŞ, Bulgaristan üzerinden Avrupa ile karasal hat bağlantısı yada artan ADSL abonlerinin neden olduğu bantgenişliği ihtiyacının Trakya kısmını karşılamak için bu fiber liflere talip olmuş olabilir. Türkcell ve Vodafone ise EDGE ile artan bantgenişliği ihtiyacını karşılamak yada 3G için hazırlık yapmak amacıyla bu liflere ihtiyaç duyabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İşin teknik-ekonomik yönünde ise başka bir gerçek var. Bir çift liften OC12 (622Mbit) gibi yüksek bir  bantgenişliği çıkarmak istendiğinde maksimum 15 km aralıklarla yapılanmalara ihtiyaç olacaktır. Bu sıklıkta bir yapılanmayı gerçekleştirecek firmalar da bugün itibarı ile yine TTAŞ ve GSM operatörleri olarak gözükmekte. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İddialara gelirsek:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;ol&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu  ihale “Geçiş Hakkı Yönetmeliği” kapsamında  değerlendirilmek isteniyor. Yukarıda belirtildiği gibi geçiş  hakkı yeni altyapı öğelerinin tesisinde mülkiyetin  üzerinden yada altından geçilmesi ayrıcalığından  ibarettir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bir  kamu kurumunun aydınlatılmamış fiberi kiralamasının usulsüz  olduğu iddia ediliyor. TEİAŞ bu kablolar üzerinden bir  hizmet vermiyor. Pasif durumdaki kablolar (aydınlatılmamış  halde) AİH lisansı olan firmalar tarafından işletilmek üzere  kiralanıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İhale  bedelleri salt kablolama maliyeti ile kıyaslanarak yüksek  bulunuyor. Kablolama işlemenin uzun ve zahmetli bir süreç  olduğu göz ardı ediliyor. Hazır kabloları kullanmak ile  yenilerini döşemek arasındaki zaman farkının neden  olabileceği fırsat maliyetleri de göz ardı ediliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Rekabete  aykırı durumdan bahsediliyor. İhale herkese açık ve eşit  şanslar altında gerçekleştirildi. Üstelik yukarıda  belirtildiği gibi bu ihaleye katılabilecek uygun nitelikteki  oyuncuların sayısı ortadadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/p&gt;  &lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İhalenin  ilk fazındaki sonuçlardan sonra Vodafone'un bir hesap hatası  yapmış olabileceğinden bahsedildi. İhalenin nihai sonucunda  Tellcom'un çok daha yüksek fiyat vererek ihaleyi alması  ortada bir hesap hatası olmadığını gösterdi. TTAŞ ve GSM  operatörleri gerçekten ihtiyaç duydukları  noktalardaki kapasitelere sahip olabilmenin bedelini çok iyi  bilerek bu ihaleye girdiler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;/li&gt;&lt;/ol&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İşin başında piyasadaki her oyuncunun anlaması gereken önemli bir husus var; hiç bir yetkilendirme yada yönetmelik özel sektöre kamu kaynaklarını düşük bedellerle kullanma hakkını tanımayacaktır. Yetkilendirme ücretlerini büyük bir yatırım olarak gören anlayış serbestleşmenin hedeflediği bir sonuç olamaz. Bu sektörde gerçekten büyük oynamak isteyen firmaların çok daha büyük yatırımların altına imza atmaları gerekmektedir.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt; &lt;p style="margin-bottom: 0in; font-style: normal;" lang="en-US"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Arzın talebe göre düşük kaldığı durumlarda fiyatların yükseleceğini en iyi biz özel sektördekilerin bilmesi gerekir. Bugün yüksek olan ihale bedellerin düşmesi için daha fazla kaynağın arzının gerçekleşmesi gerekmektedir. İhale hakkında dayanaksız iddialar üretmek yerine bu ihaleyi emsal göstererek,  örneğin belediyelerin de benzer yöntemlerle kaynaklarını özel sektöre açmalarının teşvik edilmesi çok daha akılcı bir yaklaşım olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116981635856986230?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116981635856986230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116981635856986230&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116981635856986230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116981635856986230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2007/01/teia-ihalesine-alternatif-yorum.html' title='TEİAŞ İhalesine Alternatif Yorum'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116561482773800823</id><published>2006-12-08T22:10:00.000+01:00</published><updated>2009-09-08T13:13:50.220+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Teknoloji-Genel'/><title type='text'>Türkiye'nin IT&amp;T Stratejileri Üzerine</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Çin, Linux tabanlı Kylin işletim sisteminin kullanımına geçti. Çin'in amacı ulusal bir işletim sistemi geliştirerek hem kritik yerlerde güvenlik zaaflarının oluşmasını engellemek hem de Microsoft kaynaklı ABD hakimiyetini en azından kendi topraklarında bertaraf etmek. Ulusal işletim sistemine sahip olunması stratejisi ayrı &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;bir &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;yazı konusu. Kylin vakaasının bu yazıyı ilgilendiren yanı ise tek kutuplu dünya düzeninin neden olduğu rahatsızlığın IT&amp;T dünyasına yansımaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birleşmiş Milletlere bağlı Internet Yönetim Forumu (IGF) Başkanı Nitin Desai, Londra'da düzenelenen bir toplantıda internetin gelecekte farklı ağlara bölünebileceğinden bahsetti. Ve şu cümleyi kullandı: "İnsanlar, şimdi kullandığımız sistemi beş yıl sonra da kullanıp kullanmayacağımız konusunda endişe duyuyor." Elektronik ticaret hacmindeki artış, internetin hergün daha da artan sosyal etkikeleri, internetin kontrolü üzerine devam eden örtülü mücadele ile birlikte değerlendirilirse haklı bulunabilecek bir endişeden bahsedilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Desai konuşmasının devamında ortaya dikkate değer iki dayanak koymuş. Birincisi uluslararası alan adı gibi özel konulardaki varolan gerginlikler. ABD'nin alan adı kök sunucularının kontrolünü tamamen uluslararası kuruluşlara bırakmaya yanaşmaması gerginliğe neden olmakta. İkinci dayanak ise önümüzdeki beş yıl içerisinde Asya'da, Avrupa ve Amerika'dan çok daha fazla internet kullanıcısı olacağı ve buna bağlı olarak Çince web sayfası sayısının İngilizce olanlardan sayıca çok daha fazla olacağı tahmini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Global çekişmelerin halihazırda rol olarak olmasada etki alanı olarak merkez noktasına düşen Türkiye'nin, üzerinde kafa yorması ve kendi stratejilerini geliştirmesi gereken yeni bir alan da IT&amp;amp;T dünyasının sahne olacağı global ölçekli mücadeledir. Benzer güç mücadelelerinden öğrendiğimiz üzere bu tür büyük oyunlarda figüran olup, kontrolümüz dışında oradan oraya savrulmamanın yolu kendi oyun planımıza sahip olmamız ve pazarlık masalarına koyabileceğimiz kozlarımızın olması. Türkiye'nin IT&amp;T alanında bilgisayar kullanımının artırılması yada bu alanda istihdam oluşturmak gibi planlardan öte uzun vadeli kapsamlı strateji ve projeler üretmesi kaçınılmaz gözükmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk anda akla gelen ve her biri ayrı bir yazı konusu olacak strateji konuları şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Veri hatları stratejileri&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Alternatif ağ teknolojileri ve yazılım üretimi stratejileri&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Türk dünyasını birleştirici e-ticaret ve e-devlet stratejileri&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Avrupa,Amerika ve Asya ile olan ağ bağlantılarının her seviyede kuvvetlendirilmesi stratejileri (Afrika açılımı da eklenebilir)&lt;br /&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ağ ve veri güvenliği stratejileri&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Listeye eklenecek şu aşamada aklıma gelmemiş olan bir çok başlık olabilir. Tüm stratejilerin özünde elimizdeki avantajları ve kaynakları en iyi şekilde kullanarak, ciddi bir teknoloji üreticisi ülke olmasak bile dijital savaşta dikkate değer bir güç unsuru olmayı başarabilmek arayışı olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüleceği üzere IT&amp;amp;T, Türkiye için gündemdeki onca kritik mevzudan sonra ele alınacak ikincil bir mesele değil aksine diğerleri gibi hasasiyet ile eğilinmesi gereken çok kritik bir mevzudur. IT&amp;T dünyasında herşeyin baş döndürücü hızla geliştiğini ve dönüştüğünü düşünürsek şimdi siyasilerin ufukta bile göremedikleri IT&amp;amp;T ile ilgili ciddi sorunları çok yakın zamanda kucaklarında bulabileceklerini söyleyebiliriz. Dolayısıyla devletin ve siyasilerin Türkiye'nin IT&amp;amp;T stratejilerine dikkatlerini çekmek hayati bir konudur. Aynı şekilde hükümetlerin bu alandaki icraatlarının da bu bakış açısıyla süzgeçten geçirilmesi gerekmektedir. Maalesef bugüne kadarki icraatların da pek azı süzgeçin üstünde kalabilecek boyuttadır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116561482773800823?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116561482773800823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116561482773800823&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116561482773800823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116561482773800823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2006/12/trkiyenin-itt-stratejileri-zerine.html' title='Türkiye&apos;nin IT&amp;T Stratejileri Üzerine'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116439231930543916</id><published>2006-11-24T18:49:00.000+01:00</published><updated>2009-09-08T13:14:00.232+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>Oger Telecom'dan  IPO ertelemesi</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Oger Telecom'un 1.25 Milyar USD hacme ulaşması beklenen Londra Borsasındaki halka arzı son dakikada ertelendi. Oger Telecom ertelemeye gerekçe olarak piyasa koşullarının zayıf olmasını gösterdi. Basın açıklamasında da haklı olarak sorulan "Piyasa koşullarının zayıf olduğunu son günde mi gördünüz?" türünden sorulara tatmin edici cevaplar verilemedi. Oger Telecom taleplerin beklenenin üzerinde olduğunu söylemekteyse de bunun ölçülmesi şu aşamada zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne oldu da IPO son günde ertelendi?" sorusunu cevaplamak bizim için zor. Bu kararların verildiği yerlerin en iddialaı poker masalarına taş çıkartacağı muhakkak. Konunun bu yönünü şimdilik bir kenara bırakabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sektördekiler IPO kararı ilk açıklandığından beri zamanlamanın kötü olduğunu söylüyorlardı. Artan rekabet ortamı ve  teknolojik  dönüşümlerin dengeleri değiştiriyor olması nedeniyle bir telekom operatörünün bu aşamada yatırımcıları cezbedecek bir beklenti oluşturması zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oger Telecom örneği özeline inildiğinde ise  Türkiye'yi ilgilendiren önemli detaylar var. Şu an için Oger Telecom'un amiral gemisi Türk Telekom. Oger Telekom'un halka arzının TTAŞ'ye etkilerinin olması kaçınılmazdı. Nitekim Oger Telecom basın açıklamasında IPO'yu bir başka bahara ertelediğini anons ederken bunun yanında geleceğe dair hedeflerinin birinci sırasında Türk Telekom'un genişbant pazarının geliştirilmesi olduğunu da anons etti. Bu bile tek başına Türkiye'deki IT&amp;amp;T oyuncuları ve son kullanıcıları için güzel bir haber.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında IPO ertelenmesi haberini bugün gazetelere düşen başka bir haber ile beraber değerlendirmek gerekiyor. Maliye bakanı Sayın Unakıtan TTAŞ'nin kamunun elindeki %45 hissesinin halka arzedileceğini açıkladı. Halka arzedilecek nihai oran ne olur bilinmez ama bu gelişme olursa Oger Telecom ve kamuyu temsil eden TTAŞ yönetim kurulunun yapısının çeşitleneceği söylenebilir. Bu durumda yönetim kurulu Oger Telecom, kamu (imitiyazlı hisselerin temsilcisi muhtemelen kalacaktır) ve şimdi B tipi olan hisselerin yeni sahiplerinin temsilcileri olmak üzere birbirinden bağımsız farklı güç unsurlarının dengesine sahne olacaktır. Bu durum özelleştirmenin Türkiye'nin telekom altyapısını stratejik açıdan tehlikeye soktuğuna dair iddiaları da boşa çıkaracaktır. Çünkü bütün dünya bir olup Türkiye'yi hedef tahtasına oturtmadı ise en az iki kıtadan ve farklı ülkelerden yatırımcıların tek ortak hedefi yatırımlarını yani TTAŞ'yi büyültmek ve geliştirmek olacaktır. Öger Telecom'un bile Hariri ailesi, Telecom Italia, Arab Bank ve Shrajah Bank olmak üzere çok ortaklı bir yapısının olduğunu unutmamak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oger Telecom IPO'ya gitseydi orataya çıkacak sonuç dolaylı olarak özeleştirmenin yıldönümünde TTAŞ'nin uluslararası pazarlardaki değer algılaması ile ilgili fikir verecekti. Kamu hisselerinin halka arzı ise direk olarak bir turnusol kağıdı vazifesi görecektir. Oger Telecom IPO'yu erteleyerek bir şeyleri şimdilik savuşturdu ise TTAŞ kamu hisselerinin halka arzı ile aynı şeylerle yüzyüze gelmek durumunda kalacaktır. Bu durumda içeriden bilgi olmadan cevaplanması zor diğer bir soru ise şudur: "Hükümet halka arz kararını IPO ertelemesine karşı bir tavır olarak mı aldı yoksa IPO ertelemesi ve kamu hisselerinin arzı, üzerinde anlaşılmış bir yol haritasının dahilindeki  hamleler mi?"&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116439231930543916?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116439231930543916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116439231930543916&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116439231930543916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116439231930543916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2006/11/oger-telecomdan-ipo-ertelemesi.html' title='Oger Telecom&apos;dan  IPO ertelemesi'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116438878062197988</id><published>2006-11-24T17:53:00.000+01:00</published><updated>2009-09-08T13:14:34.642+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Teknoloji-Genel'/><title type='text'>DES ve NSA</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ticari amaçlı kriptoloji çözümleri üzerine okuduğum kitabın ana temalarından birisi NSA'in kendi bünyesi dışındaki kriptoloji çalışamaları üzerinde kurduğu baskı. Anlaşılan o ki NSA şifreleme çözümleri meydana geldikten sonra onları kırmak ile uğraşmak yerine kendi kontrolü dışında bir şifreleme çalışması yapılmasını engelleme yolunu tercih ediyormuş. Bir tür önleyici tedbir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DES (Digital Encryption Standart) o yıllarda ticari amaçlı kriptoloji konusunda bir standart arayışı içerisinde olan NBS(National Bureau of Standarts)'in IBM bünyesinde geliştirilen DSD-1(aka. Lucifer) şifreleme çözümüne sahip çıkması ile ortaya çıkmış olan ilk ticari amaçlı şifreleme standardı. Sene 1975-1976.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NSA başından beri DSD-1 üzerinde çalışan ekibin çalışmalarını sabote etmek için elinden geleni yapmış. Zaten o yıllarda NSA kontrol altında tuttuğu her türlü çalışamayı gizli bilgi olarak sınıflandırdığı için dışarıdan kriptoloji çalışması yapmak bir hayli zormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşeye rağmen DES pazara sunulacak aşamaya gelmiş. Ancak bir sorun varmış. DES'in ne kadar güvenilir olduğunu sadece amatörler ve üniversite çevreleri ile test etmek yeterli olmamış. Eski bir KGB ajanı kiralayan mafyanın bir bankadaki hesapları boşaltması ihtimali IBM'i, karşılaşacağı hukuksal sorunlar açısından ürkütmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IBM ekibi şifre sisteminin sağlamlığından emin olmak için NSA'den yardım almaya karar vermiş. NSA bu talebe karşılık kendi taleplerini ortaya koyarak pazarlığa başlamış. NSA'in talepleri kısaca şöyleymiş: Sistemin uygulanması ve ileriki geliştirme aşamaları NSA tarafından kontrol altında tutulacak. Çözüm kaynak kod olarak değil çip üzerinde pazara sunulacak.Çözüm sadece onaylanmış ülkelerdeki pazarlara sunulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;IBM şartları kabul etmiş ve NSA yaptığı çalışma sonucu şifreleme sisteminin güvenirliğini onaylamış. Ancak bu aşamada IBM yetkililerinin içine başka bir kurt düşmüş. Peki NSA aslında şifreleme sisteminin açığını bulmuş ve ileride operasyonlarında kullanmak üzere kendine saklamışsa ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NSA ile görüşmeleri yapan Tuchman bu konuda şöyle diyor: "Eğer beni aptal yerine koydularsa mezara aptal yerine konmuş bir adam olarak gideceğim. Bu adamlarla yüz yüze görüştüm ve gözlerinin içine baktım. Ben filmlere meraklı birisiyim. İyi rol yapan da gördüm kötü rol yapan da. Eğer NSA'dekiler beni aptal yerine koydularsa gerçek yeteneklerinin farkında değiller demektir. Hollywood'a gitmeli ve aktör olmalılar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlerleyen zamanda NSA'nin DES'in açıklarını bulduğu ve bu açıkları kendi lehine kullandığına dair işaretlere rastlanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde başlayan IT&amp;amp;T dünyasının NSA ile dirsek temasının ne şekilde seyrettiği üzerinde kafa yorulması gereken bir konu. Sonradan üretilen şifreleme sistemleri, işletim sistemleri ve güvenlik duvarları çözümlerinin de NSA maceraları oldu mu acaba?&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116438878062197988?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116438878062197988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116438878062197988&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116438878062197988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116438878062197988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2006/11/des-ve-nsa.html' title='DES ve NSA'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116265761993456690</id><published>2006-11-04T16:56:00.000+01:00</published><updated>2009-09-08T13:14:50.130+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>İki Yeni Genişbant Ürünü Üzerine</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.1und1.de/img/home/visual_box_dsl.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://www.1und1.de/img/home/visual_box_dsl.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Genel olarak burayı yeni ürünlein duyuru alanı olarak kullanmayı düşünmüyorum. Onun yerine yeni çıkan ürünler üzerinden pazardaki eğilimleri yorumlamaya çalışacağım. Ancak bu örnekte fazlaca yorum da yapmayacağım. Tek yorumum şudur: Global dijital bölünme ve Türkiye'nin bu bölünmedeki yerinin nereye denk geleceği üzerine çok kafa yormak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk ürün haberi Almanya'dan. &lt;a href="http://dsl.1und1.de/xml/order/DslEinstieg;jsessionid=FE15D22F9B910D5C495570A0EA2C8AC9.TC174a?__rd=ac1704c5hPUV2zCe2S1O6uu6R8z2fDiB&amp;origin%5bsite%5d=MX.EUE.DE&amp;amp;origin%5bpage%5d=index&amp;ucuoId=MX.EUE.DE-20061104163533-ac1704c2WhKdYXBAoUpGalrThHetznBy-S1"&gt;1&amp;amp;1 &lt;/a&gt;firması yeni bir genişbant erişim paketini piyasaya sürdü. 16Mbit DSL bağlantısı, sınırsız trafik, sınırsız Almanya içi telefon görüşmesi ve 100 adet filmi sınırsız izleyebilme imkanını içeren paketin aylık bedeli &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;19 Euro&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;. Bu paketi alan kullanıcıların çoğu tüm telekomünikasyon ihtiyaçları için artık aylık 19 Euro ödeyecekler. Uluslararası görüşme yapan yada Hollywood filmelerini de görmek isteyenler bir miktar daha ilave harcama yapacaklar. Bu ürün "Triple Play" hizmetlerin pazardaki yükselişi açısından bir gösterge olarak görülebilir. Aboneler filmleri bilgisayardan seyredebiliyorlar.Ama daha iyisi; 69 Euro karşılığında alacaları "Set Top Box" ile oturma odalarında televizyonlarından internete erişebildikleri gibi filmeleri de yüksek görüntü kalitesi ile izleyebiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci ürün ise  Türkiye'den.  Doğan grubunun telekomünikasyon sektöründe yeni atağı &lt;a href="http://www.smileadsl.com/"&gt;SmileAdsl&lt;/a&gt; ilk paketlerini pazara sundu. 1Mbit ADSL erişimi 3GB trafik limiti ile yanında bir adet kablosuz ADSL modem/router ile birlikte aylık 29 YTL yani yaklaşık olarak &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;16 Euro&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;. Bu paket sadece ADSL hizmetini içermektedir. Telefon görüşmeleri için TTAŞ'ye ayrıca ödeme yapılacaktır. Film paketinden falan bahsedemiyoruz. Devamlı dalgalanan 1Mbit ADSL bağlantısı(başlantı altyapısı TTAŞ'ye aittir) ile "video on demand" söz konusu olamaz zaten. Şunu da not düşelim; SmileAdsl şu aşamada TTNet ürününden fiyat açısından daha avantajlı gözüküyor. Çünkü bağlantı ve aylık ücretler aynı olmakla beraber TTAŞ benzer ürün için sadece bir ADSL modem önermekte.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116265761993456690?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116265761993456690/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116265761993456690&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116265761993456690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116265761993456690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2006/11/iki-yeni-genibant-rn-zerine.html' title='İki Yeni Genişbant Ürünü Üzerine'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116186739505782982</id><published>2006-10-26T14:52:00.000+02:00</published><updated>2009-09-08T13:14:50.130+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>3G Lisansları Neden Gecikmemeli?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Daha önce &lt;a href="http://turk.internet.com/"&gt;turk.internet.com&lt;/a&gt; sitesine gönderdiğim &lt;/span&gt;&lt;a style="font-style: italic;" href="http://turk.internet.com/haber/yazigoster.php3?yaziid=16179"&gt;yazıyı&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; buraya da ekliyorum...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:85%;"&gt; 3G teknolojilerine dayalı hizmetlerin Türkiye'de hayata geçebilmesi ve bunun zamanlaması farklı yönlerden ele alınması gereken bir konudur. Konunun ciddiyetinin anlaşılması açısından jenerasyon geçişlerini ifade eden tamsayı “G” artışlarının özelde mobil iletişimde ama genelde telekomünikasyon teknolojilerinde yeni bir devrin başlangıcına işaret ettiğini hatırlamakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yeni devrin iş hayatından başlayarak sosyal hayata uzanan zincirleme etkileri de göz önünde bulundurulduğunda 3G geçişinin kamu yararını ilgilendiren boyutu daha net anlaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya teknik açıdan sağlıklı yaklaşabilmek için bazı kavramları yerli yerine oturtmakda fayda var. GSM teknoloji ailesinin veri iletimi çözümlerinin kapasite olarak en son ulaşabildiği nokta olan EDGE teknolojisi bir 2.75G teknolojisidir. Yani 2G teknolojisi olan GPRS teknolojisinin geliştirilmesi yolu ile varılan son noktadır. UMTS ise W-CDMA teknolojisi ile yeni jenerasyon teknolojiye yani 3G'ye geçiş anlamına gelmektedir. Ayrıca UMTS, ITU'nun 3G standartı olna IMT-2000'nin bir parçasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar konuya uzak olanlar için anlamsız kavramsal detaylar olarak gözükebilir. Ancak operatörlerin ister EDGE teknolojisinin uygulanması isterse UMTS teknolojisinin uygulanması için ilave yatırım yapmaları gerektiği göz önünde bulundurulursa bu kavramsal detayların önemi daha iyi anlaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EDGE teknolojisi için yapılacak yatırım ilk bakışta daha az gibi gözükse de bu yatırım sonucunda operatörün halen 2G bir altyapıya sahip olması ve ileride eninde sonunda 3G teknolojiye geçişi söz konusu olacağından oldukça pahalıya gelebilecek bir yatırım olabilir. Elbette donanım üreticileri operatörlerin önce EDGE yatırımı daha sonra da 3G yatırımı yapmaksuretiye daha fazla donanım satın almalarından mutluluk duyacaklardır. Ancak bu alanda yerli üretimin yok denebilecek seviyede olduğu ülkemiz açısından bu gereksiz satın almaların hiç bir faydası olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3G teknolojilerinin pazara adaptasyonu halen problemli bir konu olarak görülmektedir. Ancak asıl problem belki de problemin adının yanlış konulmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asıl problem mobil ortamda kullanıcı açısından maliyeti yüksek olan genişbant erişimin pazarının nasıl oluşturulacağıdır. EDGE teknolojisi bantgenişliğinin artırılıması ile frekans spektrum kullanımı dengesinde mucizevi çözümler içermemektedir. Ayrıca mobil genişbant kullanımında darboğazlar oluşmaması için hangi teknoloji kullanılırsa kullanılsın baz istasyonlarına daha büyük kapasitede karasal veri hattı tahsisi yatırımı yapılması gerekmektedir. Dolayısıyla ister 2.75G isterse 3G teknoloji kullanılsın değerli kaynakların kullanımı söz konusudur. O zaman asıl tartışmaya açılan Türkiye'nin mobil ortamda genişbant erişime ihtiyacı olup olmadığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turkcell'in GPRS kullanımının artışı ile ilgili değerlendirmeleri tutarlıdır. Çünkü veri iletimi ile iletilen verinin hangi uç birimlerde değerlendirildiği iki ayrı konudur. Meseleye 3G geçişi açısından bakıldığında esas olan veri iletim tekniğidir ki bu durumda mobil veri iletim hizmetlerini arabirimler ile kişisel bilgisayarlarında kullanan aboneler ile direk cep telefonlarından kullanan aboneler arasında pazar potansiyeli açısından hiçbir fark yoktur. Almanya örneğine bakarsak operatörler sözleşmeli abonelerine uygun şartlarda cep telefonu sağladıkları gibi UMTS aboneliklerinde uygun şartlara dizüstü bilgisayarlarında kullanabilcekleri PCMCIA kartlar ve yeni olarak da ev ortamının tamamında kullanılabilecek UMTS/Wi-Fi ürünleri sağlamaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3G geçişinde öncü olan ülkelerde bu teknoloji üzerinden katma değerli hizmetler sunulması noktasında bocalama yaşandığı bir gerçektir. Ancak gün geçtikçe mobil ortamda genişbant erişim kullanımını müşteri açısından anlamlı hale getirebilecek çözümler üretilmektedir. Dünya kupası sırasında Almanya'da başlatılan cep telefonundan televizyon hizmeti bu çabaların bir ürünüdür. 3G üzerinden katma değerli servisler genişlemeye musait ve Türkiye'deki yazılım firmaları dahil herkes için fırsat eşitliğinin HENÜZ olduğu bir alandır. Türk yazılım firmalarının 2G teknolojiler üzerinden katma değerli hizmetler geliştirmekteki performansları göz önüne alınırsa 3G lisanslarının geciktirilmesi ihracatla bile sonuçlanabilecek yerli üretimin önüne set çekmek ve ülke açısından pazar fırsatlarının kaçırılması anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3G teknolojilerinin pazara adaptasyonunda yaşanmış olan olumsuz tecrübeler ve ufuktaki belirsizlikler Türkiye lehine sonuçlar da doğurabilir. Türkiye pazarının GSM teknolojisine adaptasyon hızı herkesi şaşırtmıştı. Aynı şekilde UMTS teknolojisine adaptasyon hızımız da başka ülkelerdekinden çok farklı seyredebilir. Bu durumda başarılı sonuçlar alınan bir pazarda faaliyet gösteren operatörlerimiz iş modellerini başka pazarlara ihraç etmek fırsatını yakalayabilirler. Yerli yazılım firmalarının 3G kullanımında patlama yaratabilecek yaratıcı çözümler üretme ihtimali de ufuktaki belirsizliklerin içinde dikkate alınması gereken bir olasılıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3G lisanslarının verilmesinin geciktirilmesinin politik mahsurlarına da dikkat çekmekte fayda var. TK (Telekomünikasyon Kurumu)'nın tüm iyi niyetli açıklamalarına rağmen lisans düzenlemelerindeki yavaşlığı ve şeffaflık eksikliği TK'nın Türkiye telekomünikasyon sektörünün hızını kesen bir yapılanma olduğu düşüncesini perçinlemektedir. Bunun ne TK'nın ne de siyasal iktidarın arzuladığı bir durum olduğu söylenemez. 3G geçişi sadece EDGE mi olsun UMTS mi olsun meselesi değildir. Mobil operatörlerin pazar payları ile ilgili bir rekabet sorunundan da ötedir. 3G lisansları; sabit hatlar üzerinden genişbant erişim ürünleri, VOIP, beklemede olan WIMAX lisanslarının mobil kullanıma dönük düzenlemerininin nasıl olacağı gibi konularla birlikte değerlendirilmelidir. Lisansların gecikmesi ve düzenleme aşamalarının demokratik toplumlara yakışmayacak şekilde şeffaflıktan uzak gelişmesi hem iş dünyasında hem de toplumsal anlamda yanlış algılamalara neden olabilme ihtimali açısından bir devlet meselesi olarak da görülebilir. Sektörün içinde insanların, gelişmiş ülkelerin sadık takipçisi olan TK yerine sektörü dünyada öncü konuma getirecek itici güç olabilen TK özlemi de yine bu başlık altında bir kez daha hatırlatılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknolojik, ekonomik ve sosyal açılardan bakıldığında ITU standartları içinde yerini almış ufukta geçişin kaçınılmaz olduğu 3G teknolojiler ile ilgili düzenlemelerin geciktirilmesinin Türkiye açısından bir yararı gözükmemektedir. Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da TK'dan beklenen 3G konusunda sektörün önünü görmesine yarayacak hamleleri bir an önce yapmasıdır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116186739505782982?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116186739505782982/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116186739505782982&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116186739505782982'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116186739505782982'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2006/10/3g-lisanslar-neden-gecikmemeli.html' title='3G Lisansları Neden Gecikmemeli?'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116185836445303553</id><published>2006-10-26T11:27:00.000+02:00</published><updated>2009-09-08T13:14:50.130+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>Bir bayramın ardından</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Bayramların ve özel günlerin manevi önemlerinin yanında bizim için iş anlamında da önemi vardır. İşimizin bir parçası da Almanya'dan Türkiye'ye toplu trafik göndermek. Ramazan ayı, başlangıcından bayramın son gününe kadar bizim açımızdan kârlı bir zaman dilimidir. Özellikle bayram günleri yıl içerisindeki en yüksek günlük trafik hacimlerine ulaşılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ramazan bayramına girerken bayram neşesinin yanında bir miktarda stres vardı. Çünkü bayram boyu gözümüz hep ASR'lerde olmak zorunda. Devamlı tetikte olmak durumundayız. ASR'ler dibe vurur ve "routing" den çıkarılırsak bütün bayram trafiği elden gider. Eskiden durum bir felaket idi. Türk Telekom tarafında tüm santrallerin kullanımı tam kapasiteye çıkar hatlar kilitlenirdi. Gerçi bu durum trafik gönderen herkesi eşit oranda etkilerdi. Son bayramlarda TTAŞ santral kapasitesinden yana durumun nispeten iyileştiğini görebiliyoruz. Yine de kilitlenmeler söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz trafiği direk TTAŞ'ye teslim etmiyoruz. Arada alternatif operatörler var. Bayramlarda onların kapasite problemleri ile de karşı karşıya kalıyoruz. Onların kapasite problemleri bizim için daha büyük sorun oluşturuyor. Çünkü bizim çalıştığımız alternatif operatörlerde sorun yaşanırken diğerlerinde durum daha iyi ise bu rekabet açısından bizim için sorun oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem TTAŞ hem de alternatif operatörler kapasite planlarını gözden geçirmeliler. Bir de gerçek anlamda bir trafık yönetimi altyapısı gerektiği aşikar. Elbette kapasite planlaması yıl içerisinde birkaç kere yaşanan olağanüstü zamanlara göre yapılmaz ama meselenin iki yönü var. Birinicisi hem TTAŞ hem de alternatif operatörler tarafında özelleştirme ve serbestleşme süreçlerinden dolayı hacimlerin büyüyeceği ile beklenti var ise bu kapasite sorunlarına da şimdiden çare bulmak gerekir. Hizmetler kör topal yürürken hacimlerin de istendiği gibi büyümesi beklenemez. Hacim büyüsede bu alt yapılar ile artan hacimlerin yükünü karşılamak mümkün olmayacaktır. İkinicisi ise felaket durumlarına hazırlıklı olmak meselesidir. Marmara depreminde, deprem İstanbul altyapısını vurmamasına rağmen iletişimin nasıl kilitlendiği hafızalarda. TTAŞ de alternatif operatörler de özel şirketler olmalarına rağmen TK yasal statüsü gereği bu firmaların felaket planlaması yapması ve plana uygun yatırım yapması konusunda mecbur edebilme yetkisine de sahip.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116185836445303553?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116185836445303553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116185836445303553&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116185836445303553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116185836445303553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2006/10/bir-bayramn-ardndan.html' title='Bir bayramın ardından'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116177118858968037</id><published>2006-10-25T12:11:00.000+02:00</published><updated>2009-09-08T13:14:50.130+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>Yakınsamada liderliği kimler alacak?</title><content type='html'>&lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Network&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Convergence” yani ağların yakınsaması, IT&amp;T dünyasından ağırlığını giderek hissettirmekte. IT ve T'nin yakınsaması, telekom sektöründe servislerin yakınsaması rekabet alanını da daralatcak gibi gözüküyor. Çünkü bundan önce farklı kulvarlarda faaliyet gösteren firmalar benzer ürünler ile rekabet ile yakınsamış tek bir alanda rekabet edecekler. Sabit hat operatörleri, mobil şebeke operatörleri ve internet servis sağlayıcılarının rekabet için kılıçları çektiği bu ortamda liderliği ve kontrolü kimler ele alacak? Tersinden sorarsak kimler yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacak?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sabit hat operatörleri yakınsama trendini erken yakalama şansına sahipti. Çünkü DSL teknolojisi sayesinde varolan sabit hatlar üzerinden geniş bant veri aktarımının da yapılabilmesi ve kablo TV şebekelerinin de benzer bir şekilde kullanılabilmesi; kendi altyapısı olan operatörlere -ki bunların çoğu ülkerlerinde bir zamanlar tekel olan eski kamu iştirakleridir- ilk aşamada ses hizmetlerinin yanında veri hizmetlerinin sunulması ve ikinci aşamada ses hizmetleri ile veri hizmetlerinin yakınsaması uygulamalarını hayata geçirme imkanı verdi. “Triple play” dediğimiz; telefon, genişbant internet erişimi ve "broadcast" hizmetlerinin birarada sunulduğu ürün konseptini hayata geçirmeye en yakın olanlar kendi altyapılarına sahip olan büyük telekom operatörleri olarak gözükmekteydiler.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;VOIP teknolojisinin kullanımının yaygınlaşması yani telefon hizmetlerinin IP tabanlı ağlar üzerinden yapılabilmesi internet servis sağlayıcılarına ve alternatif operatörlere de yakınsamada rekabete katılma şansı tanıdı. Çünkü NGN dediğimiz yeni nesil ağ teknolojilerinin yatırım maliyetleri eski teknolojilere çok daha düşüktü ve varolan IP tabanlı ağların(MPLS gibi ilaveler ile) triple play hizmetler vermek için kullanılmasına olanak sağlıyordu. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Türkiye'de olmasa da pazarda serbestleşmenin olduğu diğer ülkelerde yerel ağın paylaşımı gibi uygulamalar ve rekabet düzenlemeleri sayesinde veri hizmetlerinde alternatif operatörlerin eski tekel operatörlere karşı bir rekabet gücü oluştu. Rekabet ile ilgili düzenlemeler sayesinde sabit hat, mobil iletişim ve veri hizmetlerini tek elden sunan büyük operatörler faaliyet alanlarına göre farklı firmalara bölündü. Sürecin bu kısmı Türkiye'de de yaşanmakta. Alternatif operatörler de kendi kulvarlarında bu firmalar ile rekabet edebilme şansına sahip oldu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Mobil ağ operatörleri mobil teknolojiklerinin beklenenden hızlı yaygınlaşması sayesinde her zaman üst düzey rekabet gücüne sahip oldu. Teknolojilerin de rekabet ediyor olması genel anlamda rekabet güçlerini artırmaktaydı. Türkiye'de TTAŞ özelleştirilmeden önce bile Telsim ve Türkcell, TTAŞ ile kıyasıya rekabet edebiliyordu. Halbuki İnternet Servis Sağlayıcılarının hiç bir zaman böyle bir şansı olmadı. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yakınsama trendini kimler önce yakalarsa uzun dönemde IT&amp;T dünyasında liderliğini onlar ele alacak gibi gözüküyor. Triple play servisler liderlik savaşının odak noktası gibi gözüküyordu. Ama son gelişmeler gerçek odak noktasının Quadruple play (telefon, genişbant, broadcast ve kablosuz erişim) olacağını gösteriyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Son zamanlarda Avrupa'da mobil operatörlerin yakınsama ataklarını gözlemliyoruz. Almanya'da Vodafone bir zamanlar yük olarak gördüğü iştiraki Arcor'a dört el ile sarılmış durumda. İngiltere'de ise British Telekom'un DSL ürünün toptan satışına başladı. O2 Almanya'da DSL satışına başlıyor. Toptan satıştan sonraki adım kısa zamanda kendi altyapılarını oluşturmak olacaktır.(Arcor ile Vodafone'nun Almanya'da ciddi bir altyapısı var zaten.) Deutsche Telekom ise rekabet düzenlemeleri gereği ayırdığı firmalarının güçlerini bir iş mantığı çerçevesinde bir araya getiriyor. Son olarak sunduğu tek fatura hizmeti (sabit telefon, mobil telefon ve genişbant internet erişimi için tek bir fatura) bunun bir örneği. Tüm bu gelişmeler, ilk aşamada herkes Triple Play hizmetlere odaklanmış iken Quadruple Play hizmetler ile mobil operatörlerin oyunun kurallarını kendi lehlerine yeniden düzenlemeye giriştiklerini haber veriyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Mobil iletişim teknolojilerinin yaygınlaşma hızını göz önüne alırsak Quadruple play hizmetler ile mobil operatörlerin yakınsamada liderliği ele alma şansları yüksek gözüküyor. Diğer oyuncular da MVNO(Mobile Virtual Network Operator) gibi uygulamalar ile Quadruple Play hizmetler sunarak bu atağa karşılık vereceklerdir. Öte yandan yakın gelecekte WIMAX'in mobil uygulamaları da oyunda dengeyi sağlayacak önemli kozlardan birisi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="margin-bottom: 0in;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ülkemizde, AVEA'nın yeni yatırım planları da yakınsama trendi yönüyle ele alınabilir. Nokia'nın MSC sunucu sistemleri ile AVEA Quadruple play servisler için önemli bir adım oluşturdu. Aynı şekilde Türkcell'in 3G lisanları ile ilgili ısarı da benzer hazırlıkların işaretçisi. Avrupa ülkelerine göre geriden gelse de yakınsamada liderlik yarışı için Türkiye'de de oyuncular hazırlanıyor. Bu yeni rekabet kesinlikle tüketicinin lehinedir. İşte bu noktada yasal düzenleyiclerin dikkatini bir kez daha çekmek gerekiyor: Gelişmiş ülkelerde önemli bir değişim yaşınırken ve yeni dengelerin oluşacağı kıyasıya bir rekabetin eşiğinde iken Türkiye'de de benzer bir rakebetin yaşanmasının önüne taş koymaktan vazgeçilmesi gerekiyor. 3G ve WIMAX lisansları, frekans ihaleleri ve yerel ağın paylaşımı gibi düzenlemeler ivedilikle hazır edilerek ülkenin bu rekabetten ve dönüşümden kopmaması sağlanmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116177118858968037?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116177118858968037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116177118858968037&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116177118858968037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116177118858968037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2006/10/yaknsamada-liderlii-kimler-alacak.html' title='Yakınsamada liderliği kimler alacak?'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116143474847108113</id><published>2006-10-21T14:15:00.000+02:00</published><updated>2009-09-08T13:15:11.169+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>EuroD cebe girdi</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;EuroD, Türkiye'de yayın yapan KanalD televizyon kanalının Avrupa'da yayın yapan kardeş kanalıdır. Yayın akışları ve içerik büyük oranda paralel gidiyor. Geçenlerde 10. kuruluş yıldönümlerini kutladılar. Türksat uydusunun yanısıra artık kablolu yayın dahil değişik platformlardan da erişilebilir oldu. Doğan grubu televizyon kanallarının yayınlarına zaten uzun süredir internetten de ulaşılabiliyor. Ancak iyi kalitede yayına makul şartlarda ulaşılabilecek ticari model henüz geliştirilemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EuroD, Almanya'da UMTS hizmetini kullanan aboneler tarafından cep telefonundan da izlenebilecek. Vodafone firması Pro7, Sat1, Kabel1 gibi Almanya'nın önemli kanalları dahil 31 televizyon kanalının yanında EuroD kanalını da abonelerine yeni eğlence paketinin içinde sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telsim uzun bir süre önce Star televizyon kanalını cepten izlenebilir yapmıştı. Ancak çok erken bir uygulama idi. Almanya'daki servis iyi kalitede ve uygun şartlarda sunuluyor. Görüntü kalitesi yüksek. Eğlence paketinin fiyatı standart aylık giderlere ilave olarak, ayda 60 dakika izlemek için 3 Euro, 120 dakika izlemek için 5 Euro ve sınırsız izleyebilmek için 10 Euro.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanya'da UMTS lisansları alınırken büyük paralar ödendi. Hizmetin kullanıma sunulması da zaman aldı. UMTS'e dayalı ürünlerin satılabilirliği hep tartışma konusu oldu. Ancak geçen zaman bize gösterdi ki genişbant erişim hangi ortamda olursa olsun tüketiciye ulaşacağı yolu kendine açıyor. Yeterki önüne ülkemizde olduğu gibi engeller konulmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlence amaçlı içerik sunumu UMTS ürünlerinin içinde şüphesiz en önemlilerinden biri olacaktır. Televizyon kanallarının cepten sunumu çok ihtiyaç duyulacak bir ürün olmayabilir. Ama yukarıda verilen örnekteki fiyat politikaları ile kendine bir tüketici kitlesi de oluşturacaktır. Öte yandan en önemli faydası ise tüketiciye UMTS'in ne işe yarayacağına dair tezelden fikir vererek pazar açılımını sağlamakta yardımcı olacaktır. Televizyon kanalları hazır içerik olduğu için ivedilikle kullanıma sokuldu. Ticari model bir kere oluştuğunda mobil kullanıma özgü interaktif yayıncılık örnekleri de kısa zamanda gelecektir. Örneğin Vodafone Mobile TV adı altında televizyon kanallarını servis ederken, VideoClips adlı ürünü ile de kullanıcıya değişik kategorilerdeki video içeriğine istediği zaman erişebilme imkanını da sunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cep telefonlarının ebadları göz önünde alındığında UMTS kalitesinin algılamasının ne kadar etkili olacağı bir soru işareti oluşturabilir. Ancak dizüstü bilgisayarlar dahil mobil cihazların modem kartlar ve cihay içinde hazır kurulu çip uygulamaları ile bu hizmetlere erişebileceğini de gözönünde bulundurmak gerekiyor. Belki de en etkili kullanım alanı otomobiller olacaktır. Otomobillerdeki görüntü kalitesi halihazırda iyi olan eğlence sistemlerine yapılan UMTS genişletmeleri ile söz konusu eğlence paketleri yolculukların vazgeçilmez bir parçası olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her zaman olduğu gibi UMTS örneğinde de yeni bir teknoloji, içerik sağlayıcısından otomobil üreticisine kadar bir çok üretim alanına yeni açılımlar sağlıyor. Teknolojik gelişmeyi takipte öncü olmak üretimi tetikliyor ve üretim de rakiplere göre bir adım daha öne geçiliyor. Peki KanalD ne zaman cebe girecek? Bu soru, Telekomünikasyon Kurumu başkanına  ve onun her fırsatta topu attığı siyasi iradeye yani Ulaştırma bakanına  ithaf olunur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116143474847108113?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116143474847108113/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116143474847108113&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116143474847108113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116143474847108113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2006/10/eurod-cebe-girdi.html' title='EuroD cebe girdi'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116142775783802997</id><published>2006-10-21T11:44:00.000+02:00</published><updated>2009-09-08T13:15:11.169+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Telekomünikasyon'/><title type='text'>"Her eve internet,her eve bilgisayar" kampanyası</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;TTNet, Microsoft, Intel ve yerli iş ortaklarının biraraya gelerek ortaya koydukları "Her eve internet, her eve bilgisayar" kampanyası hükümetin üst düzey katılımı ile geçenlerde tanıtıldı. Kampanya, gündeme ilk düştüğü günden beri tartışma konusu. Donanım üreten ve satan firmaların büyük kısmı olayın kendilerine bakan yönü ile kampanyayı tenkit ettiler. Şimdi bu projenin yararlı sonuçları olacağını düşenen ve bu projenin başarısız olacağını yada zararlı sonuçlar getireceğini düşünen iki görüş ile kamuoyu bölünmüş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim görüşüm bu tür projelerin olması hiç olmamasından daha iyidir. Çünkü ülkede proje kıtlığı yaşıyoruz. Ancak hem hükümetin hem de TTNet 'in kampanyaya sahip çıkış şekilleri ve onu kamuoyuna sunuş şekilleri beni bu sektörün içindeki bir profesyonel olarak ve ülke insanın hayatının hayat kalitesinin yüksek teknoloji kullanımı ile artırılmasına gönül veren birisi olarak rahatsız etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu proje sayesinde başbakanın sık kullandığı tabir ile "taş üstüne taş konmuştur". Ancak bu proje Türkiye'nin dijital dönüşüm sürecinde bir kilometre taşı olmayacaktır. Çünkü sonuçları itibarı ile ne bu alandaki üretim gücümüze ihtiyaç duyduğumuz katkıyı sağlayacaktır, ne de e-devlet anlayışına uyum sağlamış bireyler yetiştirmek adına ihtiyaç duyduğumuz sıçramayı sağlacaktır. Bu sebeplerden dolayı; projeye olduğundan daha fazla önem verilmesi yakın gelecekte gündemde daha büyük projelerin olmadığı endişesini doğuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proje, örnek aldığımız gelişmiş ülkelerle aramızdaki mesafenin açıldığı gerçeğini değiştirmeyecektir. Zaten Microsoft tarafından "gelişmekte olan ülkeler için" gibi neye hizmet ettiği belli olmayan "My First PC" projesi üzerine inşa edilmiş olan bu proje, şu an AB ülkelerinde yürütülmekte olan projelerin, vizyon ve meydana getireceği sonuçlar açısından yanından bile geçemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Projenin üç ana ortağı TTNet, Microsoft ve Intel elbetteki kendi hedefleri ve öncelikleri doğrultusunda bu projeye dahil oldular. Microsoft ve Intel'in hedefleri ile çok ilgilenmiyorum. Onların öncelikleri de çalışma metodları da dünyanın her yerinde üç aşağı beş yukarı aynı. Asıl bizi ilgilendirmesi gereken, yarıya yakın hissesi kamuya ait olan ve Türkiye'nin bilişim dünyasına yön verecek en önemli şirketlerinden birisi olan TTNet'in bu proje ile ilgili öncelikleri ve hedefleri olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kampanya tanıtımında Doany tarafından açıklanan ADSL abone sayısı ile ilgili hedefler, ticari açıdan TTNet'in ADSL abone sayısını artırmak için bu projeye dahil olduğu fikrini veriyor. Diğer tamamlayıcı hedefler ise internete erişimde kullanılan donanım kümesini kontrol altına alarak sıradan kullanıcılar için ürüne erişimi kolaylaştırma hedefi olabilir.(Ürünlerin pazar açılımının sağlanmasında yetersiz kalınması, özelleştirme öncesi TTAŞ'nin en önemli eksikliklerinden birisiydi. Yeni projelerde TTAŞ ve TTNet bu eksikliği giderme önceliğini göz önünde bulunduracaktır.)  Onların gündemlerindeki hedefler bunlar değilse bile ticari bir kuruluş olarak hedeflerinin bunlar olması gerektiğini düşünüyorum. Hedefler bunlar ise sorulması gereken soru da "Bu proje ile TTNet bu hedefleri ne derecede gerçekleştirebilecektir?" olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özelleştirme öncesi TTAŞ, ADSL ile ilgili açıkladığı hedefleri tutturmak konusunda hep başarısız oldu. Şimdi aynı türden hedefleri tutturmak sorumluluğunu üstlenen TTNet, bu başarısızlıkların sebeplerini iyi analiz etmelidir. TTNEt için kendi hedefi, "her eve internet" yada daha doğru bir tabir ile evin ve bireyin ağa bağlanması(bu ayrı bir yazı konusu) olmalıdır. Bilgisayar olmadan internet ne işe yarar diyenlere bu ülke insanının belki yarısının cebinde birer bilgisayar olduğunu hatırlatmak isterim. Önemli olan bilgisayar denildiğinde ne anlaşıldığıdır. Ağ tabanlı uygulamalarda meseleleri hep kişisel bilgisayarlar dediğimiz bir kasa ve monitör ikilisi olarak yada dizüstü bilgisayarlar etrafında değerlendirmemek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün İstanbul dahil Türkiye'nin birçok ilinde bir ADSL bağlantısı birden fazla hane tarafından paylaşılıyor ise genişbant internet erişiminin yaygınlaşmamasının sebebi bilgisayar kıtlığı değildir. Sorunun temelini genel olarak internet erişimi ile ilgili &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;geçmişten bugüne &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; yürütülmekte olan politikalardaki yanlışlıklar oluşturmaktadır. Sözkonusu  yanlışlıklar halen mevcut olup,  bu kampanyayı da negatif yönde etkileyeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de projenin sosyal sorumluk yanı vardır. Daha doğrusu projenin üzerine çok gidilmeye başlanınca, sosyal sorumluk projesi olduğu vurgusu yapılmaya başlanmıştır. "Sosyal sorumluluk projesi" kavramı, son zamanlarda bir tür dokunulmazlık zırhı olarak kullanılmaktadır. Ancak burada iki önemli nokta var. Birincisi bu kampanya, ürünler ile ilgili satış beklentileri gerçekleşirse TTNet dahil proje ortaklarının tümü için kârlı bir iştir. Ürünler satılmaz ise proje sosyal bir fayda da sağlamayacaktır zaten. (Ayrıca şunu da belirtmekte fayda var ki TTNet açısından kârlılık ile hedeflerin gerçekleştirilmesi arasında birebir ilişki yoktur. Küçük kârlar ile yetinmek, pazarın basit hesaplar yüzünden daraltılması sonucubüyük başarısızlıklar getirebilir.) İkincisi ise -olaya TTNet açısından bakarsak- yaklaşık yarısı kamuya ait olan TTNet'in gerçekleştireceği başarılı her ticari proje ülkeye dolaylı yoldan sosyal bir fayda sağlayacaktır. Öncelikli olan da budur. Ticari açıdan başarılı işler yapılırken bu başarı sosyal sorumluluk projeleri ile taçlandırılmalıdır. Yoksa sosyal sorumluluk projeleri kavramı ,başarısız projelerin sığınacağı güvenli bir liman olarak görülmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proje ile ilgili en önemli sorunlardan birisi de işletim sistemleri ile ilgilidir. Windows XP Starter yüklü bilgisayarların işletim sistemleri zaman içinde kaçınılmaz olarak başkaları ile değiştirilecektir. Tabii kaçak olanlar ile. Bir de eğer blgisayarlar ile birlikte sıfırdan kurulabilen bir işletim sistemi CD'si yada bu CD temin edildiğinde işe yarayacak lisans seri numarası gelmiyor ise bu süreç çok daha hızlı olacaktır. Çünkü kısa süreli kullanımda hızla işlemez hale gelen Microsoft işletim sistemeleri bir süre sonra "Recovery Disk" ler ile de iflah olmaz hale geliyor. Bu durumda bu kapmanyanın sloganının bir süre sonra "Her internet, her eve bilgisayar ve her eve korsan yazılım" olması tehlikesi söz konusudur. Şundan eminim ki Microsoft bunu kesinlikle öngörmüştür. Peki TTNet ve projeyi destekleyen hükümet bu tehlikeyi görmüş müdür? Bu tehlike ve doğurabileceği sonuçlar üzerine çok iyi kafa yormak lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Her eve internet" sloganı ile yola çıkan TTNet, internete erişenlere sunabileceği kapsamlı bir portale de sahip değildir.(Aslına bakarsak henüz doğru düzgün bir kurumsal sitesi bile yok.) Yani internet ile ilk defa tanışacak kullanıcılar için internete eriştikten sonraki durum "Saldım çayıra, mevlam kayıra" türündendir. Halbu ki katlamalı olarak TTNet'in pazar gücünü artıracak olan önemli öğelerden birisi de abonelerinin sanal dünyadaki yaşamlarını yönlendirecek bir portal olacaktır. Hadi diyelim ki bunca işin arasında buna sıra gelmedi!? Peki projenin gündeme düştüğü günden beri geçen sürede, yayında olan portallerden birisi satın alınarak bu açık kapatılamaz mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştiriler bunlar ama öneriler neler? Bu konu da bol bol yazacağım. Ama başlangıç olarak şunu söyleyebilirim: TTNet'in ortaya koyacağı bir yol haritası soyut birşey olmasına rağmen bu projeden çok daha fazla dikkate değer olurdu. Çünkü resmi olarak açıklanan kampanyanın detaylarına TTNet yönüyle bakıldığında, TTNet'in yola çıkarken yanında sağlıklı çalışan bir pusulasının olup olmadığı konusunda şüpheler artıyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116142775783802997?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116142775783802997/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116142775783802997&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116142775783802997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116142775783802997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2006/10/her-eve-internether-eve-bilgisayar.html' title='&quot;Her eve internet,her eve bilgisayar&quot; kampanyası'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-36345288.post-116134717880318659</id><published>2006-10-20T13:47:00.000+02:00</published><updated>2009-09-08T13:15:31.903+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Başlangıç</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Türkiye'de özellikle telekomünikasyon sektöründe büyük değişimler yaşanıyor. Özelleştirme, serbestleşme ve sermaye hareketleri sayesinde sektörde taşların neredeyse tamamının yerinden oynadığı söylenebilir. Bu kadar hareketli bir gündem var iken sadece teknik konuların değil, konu ile ilgili devlet politikaları dahil herşeyin konuşulup tartışılması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin hem teknik hem de iş tarafında bulunan birisi olarak yönetim kademelerinde tartışılan sorunlara teknik bilgiye dayalı yaklaşım sergilerken; teknik meselelerin tartışılmasında iş öncekliklerini de göz önünde bulundurulmayı tercih ediyorum. Çünkü bugüne kadar farklı ekiplerle içinde bulunduğum projelerde, kendilerine fikir bile sormadan kararlar alıp dayatan bilgisiz yöneticilerden şikayet  eden teknik arkadaşlara da, yapılanın bir iş olduğunu algılayamayıp işi mühendislik tatminine indirgeyen teknik elemandan yakınan yöneticilere de çok rastladım. Tüm bu aksaklıkların temelinde yatan temel faktörlerin en başında organiyasyon yapısındaki eksikliklerin ve proje kültürü eksikliğinin yattığını defalarca müşahade ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya'da olup bitenlerden devlet ve şirket politikalarına kadar çok genel konuların yanında sektördeki profesyonellerin iş hayatlarındaki günlük meseleleri de ıskalamamaya çalışacağım. Almanya ve Türkiye arasında sürüp giden iş hayatımın meselelere farklı bir bakış açısı getireceğini umuyorum. Ne demişler: "Akıl akıldan üstündür". Aklımdan ve başımdan geçenleri herkesle paylaşıp bilgilerimi doğrulamak ve farklı bakış açıları kazanabilmek için IT&amp;amp;T günlüğüme bu ilk not ile başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/36345288-116134717880318659?l=endererbey.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://endererbey.blogspot.com/feeds/116134717880318659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=36345288&amp;postID=116134717880318659&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116134717880318659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/36345288/posts/default/116134717880318659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://endererbey.blogspot.com/2006/10/balang.html' title='Başlangıç'/><author><name>Ender Erbey</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15824175134930389430</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
